DİPLOMASİDEN BÜROKRASİYE 40 YILLIK HİZMET

Fevzi AKARGÜL/Söyleşi

Kırk yılı aşkın sürede yurt içi ve yurtdışında önemli görevler alan ve tecrübesini sahaya her daim yansıtan Başkonsolos Gürsel DEMİROK ile lise yıllarından diplomatik görevlerine,  MGK görevinden günümüze dair diplomatik-stratejik bakış açısı ile geniş Perspektifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

“Milli Güvenlik ve Demokrasi Bir Madalyonun İki Yüzüdür.”

“Yurtiçi ve yurtdışındaki görevleri boyunca Türkiye’nin çıkarlarını savunurken demokrasi, insan hakları ve güvenlik dengesini gözetti.

EN BÜYÜK EMELİM MÜLKİYELİ OLMAKTI

1. Darüşşafaka Lisesi ve SBF yıllarınızın, görüşünüzü  ve diplomasiye bakışınızı nasıl şekillendirdi?

İlkokulun ardından babası (veya annesi)  vefat etmiş çocukların girebildikleri Darüşşafaka Lisesinin sınavına girip  kazanmam hayatımın dönüm noktasıydı.Öğrenim gördüğüm uzun yıllar boyunca Darüşşafaka’nın koruyuculuğunu ve şefkatini hep hissettim.Bizleri en iyi şekilde yetiştirmek amacıyla hiçbir fedakarlıktan kaçınılmadığını gördüm. Sevgi ve şefkat ile öğrencilere disiplin ruhu, sorumluluk duygusu, görev aşkının aşılandığını gördüm.  Bu duyguların, zeki, yetenekli, başarılı bu çocukları geleceğe taşıdığını, hayattaki köşe taşları olduğunu öğrendim.Öğrendiğim bu duygular ve görev aşkı tüm meslek yaşamıma yön verdi.Lisede en büyük emelim Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesine girebilmekti.Mezun olduktan sonra bu emelimi gerçekleştirdim.Siyasal Bilgiler,Türkiye’nin en önde gelen Fakültelerinden .Ülkemiz bürokrasisinde önemli bir ağırlığa sahip ve ülkenin iç-dış politikasının belirlenmesinde etkiliydi.Siyaset bilimine susamış  öğrencilerdik. Ülkemizin karşı karşıya bulunduğu iç-dış sorunları yakından takip ederdik. Çok değerli hocalarımız vardı.Çok etkileyiciydi  dersleri.Mümtaz Soysal,Muammer Aksoy, Bahri Savcı,, Seha  Meray, Haluk Ülman,Türkkaya Ataöv gibi hocalarımız son derece değerli bilim insanlarıydı.Yetişmemizde, dünya görüşlerimizin oluşmasında her birinin katkısı ölçülemez. Siyasaldaki yıllarımızda kişilik, kabiliyet, bilgi bakımlarından kazanımlarımız hocalarımız sayesindedir. Vatan sevgimiz, Türkiye sevdamız  onlardan aldığımız feyz ile pekişti.Her daim, her yerde ÖNCE TÜRKİYE diyerek adım attık, ülkemizin ulusal çıkarlarını ön planda tuttuk.

SADECE SALDIRI DEĞİL ÖTEKİLEŞTİRMEDE VAR

2. Mainz ve Zürih Başkonsolosu olduğunuz döneminde Türkiye’nin yurtdışındaki kamu diplomasisi açısından kritik bulduğunuz gelişmeler nelerdi?

Mainz’da Başkonsolos olarak görev yaptığım tarihlerde (1993-1997), Almanya’da yabancı düşmanlığının ulaştığı ciddi boyutu tüm çıplaklığı ile gözleme imkanı bulmuştum. Yabancı düşmanlığı salt Türklere ait iş yerlerinin, derneklerinin ve evlerinin kundaklanması ile sınırlı kalmıyordu.Kimi ahvalde insanlarımıza “ötekisi” muamelesi yapılıyordu. Okullarda kimi öğretmenlerin sınıfta Türkiye’yi,Türkleri, müslümanları küçük düşürücü  ifadelerde bulunduğuna ilişkin yakınmalar insanlarmızca dile getiriliyordu.Televizyonlarda,Türkleri aşağılayıcı programlar yayınlanmaktan çekinilmiyordu. Katıldığım çeşitli toplantılarda ve resmi şahsiyetlerle yaptığım görüşmelerde, demokrasiye ve insan haklarına önem verilen bir ülkede, yabancı düşmanlığının ve ırkçılığın güçlenmesinin son derece düşündürücü olduğuna işaret eder, gerekli önlemler alınmaması halinde bu sorunun önümüzdeki yıllarda çok daha endişe verici boyutlara ulaşacağına dikkat çekerdim.

ATATÜRK’E VEFA UNUTAMADIĞIM ANIM

3.Görev yaptığınız dönemde unutamadığınız bir anınınız var mı?

Uzun bir geçmişe dayanana Türk-Alman ilişkileri Sultan Reşat ‘ın I. Dünya savaşındaki Alman cephelerini ziyaret için davet edilmesi ile devam eder. Sultan rahatsız olduğundan,  Veliaht Mehmet Vahdettin’i gönderilir. Aralık 1917’de Almanya’ya giden heyette Mustafa Kemal Paşa’da yer alır. Ziyaretin ilk durağı olarak o tarihte Alman Genel Karargâhı olan Park Hotel Kurhaus da kalır. Mustafa Kemal Paşa Çanakkale Savaşı sırasında “Anafartalar Kahramanı ve İstanbul’un kurtarıcısı” olarak biliniyor .bu başarıları ile bilen Alman’lar kendisiyle yakından ilgilenerek, savaşla ilgili analizlerini dinlerler. Mainz’da görevimde bölgemizdeki Bad Kreuznach şehrinin Belediye Başkanı Rolf Ebbeke ,Park Hotel Kurhaus’ un işletmecisi ile 1917’de gerçekleşen gezi ve Atatürk hakkında bilgi vererek, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve ilk Cumhurbaşkanı anısına bir düzenleme yapılmasını önerim ile bu ziyaretinin anısına otelin en görkemli salonlarından birine “ATATÜRK SALONU” adının verilmesini,duvarlarına Türk-Alman tarihi ilişkileri ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarından fotoğrafların asılmasını ,tarihi belge, obje ve kitapların konulmasını kararlaştırdık.Otelin girişine de Atatürk’ün ziyaretine ilişkin yazıt konulması konusunda uzlaştık.Düzenlemeler ile  Atatürk Salonu-Yazıtı’nın açılışı , heyetin  gezisinden 80 yıl sonra görkemli törenle 23 Nisan 1997’de gerçekleşti ve sempozyum düzenlendi. Bu gelişme meslek yaşamımda unutamadığım anılardan.Açılışın ardından “Atatürk,Modern Türkiye’nin Kurucusu Almanya’da” başlıklı Türkçe ,Almanca bir kitap hazırladım. O tarihten bu yana otel, Türklerin çeşitli etkinlikler düzenledikleri ve Atatürk’ü andıkları mekana dönüştü.Zürih Başkonsolosu iken, Başkonsolosluk toplantı salonunu benzer çalışmalar ile düzenledik ve ikinci kitabımı da bu çerçevede hazırladım. İnsanlarımız böylece yurt ,Atatürk sevgisini yüreklerinde hissediyorlar.

DEMİROK RAPORU

Devlet Bakanı Prof.Dr. Hikmet Sami Türk ile

4. Başbakanlık İnsan Hakları Üst Kurulu görevinizden ve dönem için nasıl bir yenilik- kırılma noktası oluşturdu?

Almanya’daki görevim sona erip Ankara’ya döndükten sonra, Başbakanlık İnsan Hakları Koordinatör Üst Kurulu Sekretaryasına atandım (1997). Devlet Bakanı Prof.Dr. Hikmet Sami Türk’ün başkanlığındaki Üst Kurul, Çeşitli bakanlıklardan gelen Müsteşarlarından oluşuyordu. Sekreterya Başkanlığı görevi de bana verilmişti. Üst Kurul, Türkiye’de insan haklarını haklarını iyileştirici, geliştirici çeşitli düzenlemeler gerçekleştirdi, yasa taslakları hazırladı. Bu arada Başbakanlığa bağlı Üst Kurul Sekreteryası olarak biz de, Bakanlıklar, üniversiteler ve STK’lardan da görüş olarak Avrupa Birliği Kopenhag siyasi kriterlerinin için Türkiye’nin atması gereken adımlar hakkında “İnsan Hakları Gündem 2000) başlıklı bir rapor hazırlamıştık. Raporla, Türkiye’de demokrasiyi güçlendirmeye, insan haklarını geliştirmeye yönelik yol haritası çizmiştik.Bu rapordan önce Devlet Planlama Teşkilatının 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı hazırlıklarında yararlanıldı.Açıklandığında kamuoyunda büyük ilgi uyandıran rapor “Demirok Raporu” olarak anılıyordu.Geliştirilerek “Kopenhag Siyasi Kriterleri Işığında Türkiye’nin Alması Gereken Önlemler” adı altında bir rapor haline  getirilen rapor Bakanlar Kurulu’nun 21 Eylül 2000 tarihli toplantısında değişikliklerle Referans ve Çalışma Belgesi olarak kabul edildi. AB Türkiye İlerleme Raporunda bu raporunun  uygulanması temenni edildi.ABD’nin Türkiye hakkındaki İnsan Hakları Raporunda atıf yapıldı. Koalisyonlar döneminde ve AKP iktidarının ilk yıllarında  rapor doğrultusunda önemli  adımlar atıldı. Bu adımların Türkiye’nin Avrupa Birliğine üyelik  sürecine değerli katkıları oldu.

MGK SEKRETERİ İLK SİVİL

5. Milli Güvenlik kurulu görevinizde atanan ilk sivil olarak, sivil-asker ilişkilerinde dair süreçten bahseden misiniz?

Genel Sekreterliğin üst kademelerinde, General rutbesinde Genel Sekreter yardımcısı ve bir Daire Başkanı da görev yapıyordu. Aramızda karşılıklı saygıya dayanan,uyumlu bir işbirliği mevcuttu. Askerlerimizin demokratik değerlere ne denli bağlı ve saygılı olduklarına bu vesileyle yakından tanık oldum. Sekreteryada çalışan emekli kurmay albay müşavir,sivil uzmanlar oldukça yetenekli, donanımlı, çalıştıkları konulara hakimlerdi.Dairemizde, milli güvenliğe ilişkin, iç-dış tehdit değerlendirmeleri yapılırdı. İlgili kurumlarla istişareler yapılarak, dönemsel Milli Güvenlik Siyaset Belgesi (Kırmızı Kitap) taslağı hazırlanır, Kurula sunulurdu.Genel Sekreter başkanlığında, benzer yapıları olan ülkelerle istişareler gerçekleştirilir, o ülkelere gidilir, o ülkelerden heyetler ağırlanırdı. Genel Sekreter kimi zaman basını bilgilendirme toplantıları düzenler,içine kapalı görünümünden çıkmış, sivil- asker işbirliğine dayanan dış dünya ile iletişim kurabilen  demokratik bir yapıya kavuşmuştu.

DEMOKRASİ VE GÜVENLİK DENGESİ

MGK kurulu Genel Sekreter Büyükelçi Yiğit Alpogan ile

6.MGK’da yürüttüğünüz görevde size göre Türkiye’nin demokratikleşme serüveni açısından önemi nedir?

“Demirok Raporunda” sivil-asker ilişkilerine ilişkin ‘’MGK Genel Sekreteri’nin sivil olması’’ gibi birçok öneri  bulunuyordu. Bu çerçevede AK Parti iktidar olduktan sonra  önerilerin gerçekleşmesine yönelik anayasal-yasal  düzenlemeler değişikliği ile uygulamaya kondu. Büyükelçi Yiğit Alpogan MGK Genel Sekreteri olarak atandı. Ben de Zürih’ten döndükten sonra Genel Sekreterliğin en önemli dairesi olan Araştırma, Değerlendirme Başkanlığına atandım (2005) Kamudaki 40 yıllık hizmetimin son yılları Genel Sekreterlikte geçti.

İnsan Hakları Sekreteryasında  Türkiye’de demokrasi ve insan haklarının güçlendirilmesi üzerine,.MGK Genel Sekreterliğindeki görevim boyunca milli güvenliğimizi güçlendirmek amacıyla neler yapılabileceğini tartışıyorduk.  Zaman içinde gördüm ki bu kavramlar, birbirine zıt değil , madeni paranın iki yüzü gibi birbirlerini tamamlayan kavramlar. Bir yüzü “milli güvenlik”, “diğer yüzü “insan hakları ve demokrasi”. 

TRUMP İTTİFAKLARINI YENİDEN TANIMLIYOR

7.Günümüzde uluslararası sistemde büyük güç rekabetinde ABD’nin dış politika tercihlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

ABD Başkanı Trump, “Önce Amerika” diyor.”Güç yoluyla barış” diyor. Amerikan milliyetçiliği üzerine kurulu dış politika yaklaşımı,ABD’nin klasik NATO çizgisinden farklı. Süper güç olma çizgisinden uzaklaşılıyor,zımnen  “eşitlik” üzerine kurulu bir ittifak ilişkisi öngörülüyor.Bu yaklaşım,ABD’nin müttefiklerinin aklına “ABD, Rusya ve Çin karşısında halen bizim müttefikimiz mi?” sorusunu akla  getiriyor.Trump,ABD’nin ittifak alanlarını yeniden tanımlıyor.Rusya ile ilişkilerinin eksenini değiştiriyor. “Rusya tehdidi” karşısında  Avrupa’nın yanında durmayabileceğine ilişkin sinyal veriyor. Çin’le küresel rekabette ipleri sıkıyor.Ortadoğu’da İsrail’e güçlü desteğini sürdürüyor.Suriye’deki askerlerin geri çekilebileceği izlenimini veriyor. İran ile sıcak bir çatışmaya girmeksizin,nükleer anlaşma konusuna ikna çabalarına girebileceği izlenimini veriyor.

ABD TÜRK GÜCÜNÜN FARKINDA

8.Türkiye, ABD’nin ani politika değişimlerini nasıl okumalı?

Trump, Türkiye’nin bölgedeki güçlü konumunun farkında.Önümüzdeki ikili ilişkilerin bu çerçevede inşa edilmesi beklenmeli.Günümüzde, ABD ile ilişkilerimiz çok boyutlu bir nitelik kazanmıştır.Son dönemde yaşanan bölgesel ve küresel gelişmelerin de etkisiyle ABD ile ilişkilerimizde yoğun bir temas trafiği yaşanmakta. ABD’yle her ne kadar görüş ayrılıklarımız (PKK/YPG/PYD,FETÖ, yaptırımlar) devam etse de birçok bölgesel ve küresel meselede benzer görüşlere sahip olmamız, diyoloğumuzu yoğun şekilde gerçekleştirmemize olanak sağlamakta. Trump’ın NATO’ya yaklaşımının ve bakışının, Türkiye’nin stratejik öneminin Avrupa Birliği nezdinde artırdığı görülüyor. Keza Türkiye, başta Rusya ve Çin ile sürdürdüğü yakın ilişkilerle de çok yönlü diplomasinin başarılı bir örneğini veriyor.Kafkaslar ve Ortadoğu’ya ilişkin sorunlarda ağırlığını, etkisini hissetiriyor.

ÜLKEMİZİ TEMSİL ETMEK GURUR VERİCİ HİZMET

9. Diplomasi alanında kariyer hedefleyen gençlere tavsiyeleriniz neler?

SBF’den, Diplomasi ve Uİ bölümünden mezun oldum,arkadaşların çoğunluğunun hedefi Dışişleri Bakanlığı’na girmekti.Hedefleri doğrultusunda alan derslerimize önem verir,yabancı dil bilgisini geliştiriridik. Mezuniyet  sonrası girdiğimiz Bakanlık sınavını çoğumuz kazanarak Bakanlığa girdik. Bakanlıktaki 40 yıllık hizmetimizi tamamlayarak Büyükelçi veya Başkonsolos olarak emekli olduk. Şu sıralar sosyal medya üzerinden anılarımızı paylaşıyoruz. Kimimiz anılarını kitap haline getirdi. Dışişleri Bakanlığına girmeyi düşünen gençlere meslektaşlarımızın bu kitaplarını okumalarını öneririm.

Bakanlığı’nın internet sayfasındaki (www.mfa.gov.tr) bilgileri, duyuruları yakından takip etmelerini ,Uluslararası ilişkilerin her yönü ile ilgili akademik çalışmaları yakından izlemelerini, düşünce kuruluşlarının toplantılarını, araştırmalarını izlemelerini öneririm.Yabancı dillerini geliştirmelerini ve en önemlisi kendilerine güvenmelerini, başarılı olacaklarına inanmalarını tavsiyem. Güçlüklerden, zorluklardan yılmamaları, çok çalışmaları önemli.

Ülkemizi yurtdışında temsil etmek bazı zorluklarına rağmen gurur verici hizmet. Diplomasi ve uluslararası ilişkiler alanında kariyer hedefleyen gençlerimize başarılar dilerim.

Ayrıca Bkz: konsolos kelimesinin osmanlıca karşılığı : Büyük Türk Sözlüğü’ne göre Şehbender’in karşılığı Konsolos’tur. Ayrıca 1868’den bu yana yayımlanan bütün şehir rehberlerinde ya da annuaire’lerde sokağın adı Chancellerie yani Şehbender olarak geçmektedir.

Detaylar için :https://www.istanbulunsirlari.net/2020/09/03/bir-sokak-ve-bir-tarih/