Ülkemizin önemli eğitim kurumlarında hukuk ve mühendislik olarak iki ana akım alanı birleştirerek farklı sentez yakalayan, buradan hareketle New York ve California’da hukuk ve teknoloji alanında ofisler kurarak camialarda boy gösteren avukat, yazar Ahmet Yavuz UŞAKLIOĞLU ile ilgilendiği felsefe, şiir ve kültür-sanat enstrümanlarını da dahil ederek hukuk ,uluslararası ilişkiler ve diplomasi üzerine konuştuk.
Röportaj: Fevzi AKARGÜL
“Uluslararası hukuk, diplomasinin sınırlarını çizer; diplomasi ise hukukun öngörülebilirliğini sınar.”
“Dijital diplomasi çağında devletlerin egemenliği artık siber sokaklarda sınanıyor. Kültür ve sanat diplomasinin yumuşak gücü değil, geleceğini belirleyen asli unsurlardır.”

HUKUK, ULUSLARARASI İLİŞKİLER VE DİPLOMASİ
Sizce günümüzde hukuk mu diplomasiyi şekillendiriyor, yoksa diplomasi mi uluslararası hukuk kurallarını yönlendiriyor?
Hukuk genel bir çatı kavram olarak diplomasiye yön verir. İç hukuk ve uluslararası hukuk burada farklı dinamikler taşır. Uluslararası hukukta temel ilke “tarafların rızası”dır; yatay bir ilişki söz konusudur. Örneğin bir ülke BM Sözleşmesi’ne taraf değilse, BM hükümlerine göre yargılanamaz. Dolayısıyla diplomasi, rıza ve karşılıklı kabul esasına dayanır.
İç hukukta ise rızadan çok kanunların bağlayıcılığı ve devletin üstünlüğü vardır; burada dikey bir ilişki geçerlidir. “Ceza kanununa onay vermedim” diyerek yargıdan kaçmak mümkün değildir. Sonuç olarak hukuk, uluslararası hukuk ve diplomasi birbirini besleyen; kimi zaman sınırlandıran, kimi zaman da birbirinin önünü açan alanlardır. Rızaya ve öngörülebilirliğe dayanan tutarlılık, hem hukukun hem diplomasinin başarısını belirler.

“ABD’NİN DIŞ POLİTİKA VE HUKUK YAKLAŞIMI”
ABD’de bir hukukçu olarak, Washington dış politikasında hukuk ve insan hakları söyleminin gerçek işlevini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Washington denildiğinde aslında Beyaz Saray ve başkanın kendisinden söz etmek gerekir. Amerikan Anayasası’na göre başkanın iç politikadaki yetkileri sınırlı olsa da dış politikada belirleyici konumdadır; kararların çoğuna doğrudan imza atar.
Savaş ilanı gibi konular Kongre’nin yetkisindeyken, dış politika söylemleri tamamen Beyaz Saray’ın alanındadır. ABD de diğer devletler gibi kendi çıkarı doğrultusunda hareket eder; buna iç hukuk açısından bir engel yoktur. Ancak dış politikada insan haklarına aykırı tutumlar benimsendiğinde, bu durum hukuken değil ama siyaseten içeride tepkiyle karşılanır. Yani retorik olarak da yapsa buna engel bir durum söz konusu değil.
Örneğin Kamala Harris, başkan yardımcısıyken Gazze’deki olaylara sessiz kalmış, bugün ise sol seçmenden oy alabilmek için bu konuda daha yüksek sesle konuşmaktadır. Bu da geçmişteki tutumunun kendisine siyaseten “fatura” edilmesine yol açmaktadır.

“DİJİTAL DİPLOMASİ VE DİJİTAL HUKUK”
Dijital çağda “dijital diplomasi” kavramı ile “dijital hukuk” perspektifinden bu iki kavram arasında nasıl bir bağ görüyorsunuz? Devletler arası ilişkilerde dijital hukuk nasıl bir rol oynayabilir?
Benjamin Netanyahu’nun Amerika’da iken yaptığı bir konuşmada ;’’ Biz bu dijital mecralardaki yapılan mücadeleyi kazanmalıyız, öncelikle Tiktok ve ‘’X’’ i almalıyız’’ diyor. “Elon Musk bizim düşmanımız değil. Dijital mecrasındaki kendi politikalarımızı belirlemesi için gidip Elon Musk ile konuşmalıyız” ifadeleri var. Lobicilik faaliyetleri ile kongredeki, meclisteki insanlara belli destek karşılığında kendilerini desteklemelerini istiyorlar. Kendi arzuları,çıkarları doğrultusunda kanun yapmalarını bekliyorlar. Elon Musk’a lobicilik yapmak suretiyle X platformunda kendi kurallarını koymak isteyecekler ve bunu açıktan söylüyorlar. Dijital diplomasi, dijital lobicilik işte budur. Peki böyle bir alanın hukuku var mı? Şu an maalesef yok. Burada kanun koyucuların hukuki olarak düzenlemeler getirmeleri gerekiyor. Işte bu noktada dijital diplomasi ile dijital hukuk bağdaştırılır. Devletler için dijital hukuk önemli bir rol oynar bilhassa devletlerarası hukuktan bahsediyorsak. Zaten dijital dönüşümle ilgili de birçok husus yer alıyor. Özellikle siber güvenlik ve yapay zeka konusunda. Dijital hukukun aslında uluslararası hukuka olan en büyük etkisi siber güvenlik ve siber dayanışma konusunda oluyor. Ayrıca yapay zeka daha da gelişecek. Geliştikten sonra aslında dijital hukukun uluslararası hukuka olan etkisini daha da arttığını göreceğiz.

“ULUSLARARASI İLİŞKİLER VE DİJİTAL EGEMENLİK”
Küresel güçler perspektifinde “dijital egemenlik” tartışmaları ve “dijital hukuk” devletlerin egemenlik anlayışını nasıl dönüştürüyor ?
Dijital egemenlik aslında devletlerin kendi egemenliği ile doğrudan ilgili. Örneğin Türkiye’nin terör örgütü olarak tanıdığı yapıların yöneticileri hala sosyal medyada doğrudan Türkiye’ye yayın ve propaganda yapabiliyorlar. Yani sokakta veya en işlek İstiklal Caddesinde propaganda yapmışsınız yahut sosyal medyada yapmışsınız, fark bulunmuyor. “Dijital sokaklarda” hala propagandaya bir terör örgütü ülkeye fiziki olarak gelmeseler dahi devam edebiliyor. Dijital egemenlik işte bu yüzden önemli. Bu nokta dijital egemenlik ile ilgili bir konu. Devletler artık toplumlarına yapılan müdahaleler, propagandalar bunları engellemekte geleneksel anlamda zorlanıyorlar. Fakat yine de devletin elinde daha fazla güç olduğu için dijital alanda da domine etme kuvveti hala onlarda. Bu egemenliği sadece milli güvenlik açısından düşünmeyelim.
“Dijital egemenliğin” sağlanması için de öncelikle dijital hukukun doğru anlaşılması ve doğru kanunların konulması gerekir. Bundan sonra da kolluk kuvvetlerinin dijital versiyonu siber güçler ile bu kanunların icra edilmesi gerekir. Ancak bu durumda devletler dijital egemenliklerini sağlayabilirler.

“DİJİTAL HEGEMONYA VE DİPLOMATİK FREN”
Küresel politikaların da parçası olan teknoloji devleri karşısında devletler hukuku nasıl konumlandırmalı, Diplomasi bu noktada nasıl bir araç olabilir?
Tabii bilhassa Google, Meta Apple’dan ziyade X, Instagram, Tiktok özellikle küresel politikaları belirlemede önemli yer alıyor. Zaten Elon Musk’ın hamlelerinin temel sebebi uluslararası ve iç politikada söz sahibi olmak istemesiydi ki devam eden süreçte politikaya Trump’la beraber girdi. Öğrencilik dönemimizde Avrupa Birliği’deki bir komisyon başkanı araştırma yapmak üzere Almanya’dan Okulumuza gelmiş yürütülen önemli bir derste kendisine bu konuda soru sorma imkanı bulmuştum. Özellikle Meta yani Facebook’un Amerikan seçimlerinde Trump’ın seçiminde müdahil olduğunu belirterek, bir Amerikan şirketi Twitter’ın kısıtlamalar yolu ile doğrudan başkan adaylarına müdahalesinin Avrupa açısından kabul edilemez olduğunu vurgulayarak önlemler aldıklarını dile getirmişti. Dolayısıyla da diplomaside aslında hukukun nasıl kullanıldığını da görüyorsunuz. Milli egemenlik kavramı açısından da hukuk bu teknoloji şirketlerine karşı da kendi önlemini almak zorunda kalıyor. O yüzden birçok devlet, kendi sosyal medya ve teknoloji şirketini çıkarma gayretinde.

“BİR ÖNCEKİ GÜNE GÖRE DAHA İYİ OLMALIYIZ”
Hukukçu ve girişimci alanlarını buluşturan isim olarak Uluslararası ilişkilerle ilgilenen genç hukukçulara ne önerirsiniz?
Bu alanları şöyle ayrıştırabilirim. Hukukta ‘’okumak’’çok daha ağır basıyor. Girişimcilikte ‘’cesaret ve gözü karalık’’ önde.Uluslararası ilişkilerde ‘’farklı diller bilmek ve kültürleri tanımak, yerel ile kurulan ilişkinin daha üst boyuttaki uluslararası ilişkiye olan etkisini kavrayabilmek’’ gerekiyor. Diplomaside ise ‘’Kıvrak zeka, Pratik akıl’’ ön plana çıkıyor. Fakat pratik akıl hukukta yok, girişimcilikte yok demek değil. Sadece bu alanlarda ağır basan konular, beceriler birbirinden farklı. Bu sebeple alanlar hangisinin anahtar kavramının önemli olduğunu iyi anlayıp o alanda becerilerimizi geliştirmek gerekiyor. Mutlak suretle pratik zekanın, aklın inkişaf etmek suretiyle, girişimcilikten gelen cesaretin ve ilmi olarak günceli takip eden genç hukukçunun yabancı diller ile birçok kültürel arka plana hakimiyeti ile hukukçuların diplomaside ön plana çıkması temsil ettikleri müktesebatın başarılı olacağına önemli bir işarettir. Dolayısıyla benim gibi genç hukukçu kardeşlerime naçizane tavsiyem bu bahsetmiş olduğum becerileri her gün bir önceki güne göre daha iyi hale getirmeleridir.

“KÜLTÜR-SANAT YUMUŞAK GÜÇTEN ÖTEDİR”
Felsefe ve şiir ile ilgilenen biri olarak sizce kültür-sanat, hukukun yanında bir “yumuşak güç” olarak diplomasiyi destekleyebilir mi?
Ben felsefeyi her zaman bilgiyi sevmek olarak adlandırıyorum. Bilgiyi sevdiğimiz ve derin düşündüğünüz de iyi bir eser ortaya koyma yolunda ilk adımı atıyorsunuz. Sanatla ilgili olmanın yanında zeka ile ilgili, bakmanın ötesini görmekle olan şiir ise maddeden manaya gitmenin anahtarı oluyor. Dolayısıyla kitaplarımda felsefe ve şiire yer vermek aslında iyi bir eser yazmakla eşdeğer. Bu sebeple 3 kitabımda şiir, felsefe var.
Kültür-sanat hukukun yumuşak gücü olmanın ötesinde belirleyicilerindendir. Hukuk yaşayan toplumsal kurallarla ilgilidir. Kanunlar çok eski olsa da, yaşayan bir metindir. Çünkü yaşayan insanların baktığı ve hayatlarını buna göre tanzim ettiği bir metindir. Bir metnin eskiden yazılmış olması onun bugün yaşamadan anlamına gelmez. Zira ehemmiyetli olan o metin hakkında yapılan yorumdur. Yorumlar bir metni canlı tutar ve bugüne getirir. Peki insanların bu yorumlama kabiliyetini belirleyen nedir? Elbette ki. Kültür-sanat burada önemli bir rol tutar. Dolayısıyla kültür ve sanat hukuku belirlemede anahtar rollerindendir.
Uluslararası hukuk anlamında da bu böyledir. Zira kitleleri, farklı milletleri bir olay hakkında benzer düşünmeye götürmek özellikle sosyal medyadaki videolar, filmler, müzikler, konserler, bunlarla doğrudan ilgilidir. Örneğin Gazze olayları sırasında Hollywood’un vermiş olduğu tepkiler ile sürecin ilerleyiş biçimine kadar paralel olduğunu da aslında görebilirsiniz. Kültür-sanat inkişaf ettiğinde İnsanların zihinleri de o inkişaf neticesinde değişir. Insanların zihni değiştiğinde hukukun yorumlanması ve vereceği karar değişir. Dolayısıyla diplomasi hukukun verdiği o neticeye göre hareket etmek zorundadır. Kültür-sanat yumuşak güçten ötedir. Her politik güç kültür ve sanatı kendi hegemonyasını almasının sebebi budur.













Yorum Bırakın