AFRİKA BÜYÜKELÇİMİZ ÖMER FARUK DOĞAN BEYEFENDİ İLE BİLGİ VE TECRÜBE ODAKLI RÖPORTAJIMIZI GERÇEKLEKLEŞTİRDİK

FEVZİ AKARGÜL:

Sevgili okurlarımız , sitemizin değerli ziyaretçileri. Bu söyleşimizde bürokratik yaşamda , diplomatik yaşamda önemli kademelerde görev almış ve yine bu anlamda çalışmalarıma devam eden Büyükelçimiz sayın Ömer Faruk Doğan Bey ile birlikteyiz. Başlarken Beyefendinin müsadesi ile özgeçmiş ile açılışı yaparak sorularıza geçmek istiyorum.

1964 yılında Gümüşhane ‘de doğdu.İlk, orta ve liseyi 1980 yılında Ankara Tevfik Fikret Lisesi’nde tamamladı. Ankara Üniversitesi’nden 1985 yılında mezun oldu. 1982’de Paris’te Uluslararası Değişim Programı, 1983’de Paris Grignon (University of Agronomy)’da ve 1984’de Plaisir-Grignon’da eğitim programına katılan Doğan , 1988’de Ankara Üniversitesi’nde yüksek lisansını tamamladı. 1985–1990 arası Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda Uzman Yardımcısı olarak çalışmalarda bulunarak 1990’da Uzman oldu. 1990–1993 arası Bonn Büyükelçiliği’nde Ekonomi ve Ticaret Müşavir Yardımcılığı, 1994–1998 yıllarında Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı İhracat Genel Müdürlüğü görevlerini yürüttü.

1999–2002 arası Avrupa Birliği Nezdinde Türkiye Daimi Temsilciliği-Ticaret Müşaviri olarak Brüksel’de bulundu. 2003’den bu yana (önceden Başbakanlık) Dış Ticaret Müsteşarlığı’nda Dış Ticaret Müsteşar Yardımcısı, Doğan 2012-2015 yıllarında Kamerun Büyükelçiliği, 2016 – 2019 yıllarında da Tunus Büyükelçiliği yapmıştı.2022 yılında fas büyükelçiliğine atanmıştı.Şu an Ankara’da çalışmalarına devam etmektedir.

FEVZİ AKARGÜL:
Sayın Büyükelçim , öncelikle çok teşekkür etmek istiyorum bizlere bu fırsatı verdiğiniz için . Uzun yıllar devletimizin çeşitli kademelerinde görev alarak yürüttüğünüz hizmetlerden ötürü kutluyorum . Bizler de genç diplomat , bürokrat adayları olarak tecrübelerinizden faydalanmak ve bu sayede başta kendimiz olmak üzere hem ülkemizi hem de dış dünyayı tanımak istyoruz .
İlk sorumuz ile başlayalım isterseniz,Efendim Türk Diplomasisini kuşbakışı kısaca özetlersek , cumhuriyetten günümüze geldiğimiz noktayı nasıl değerlendirebiliriz, Daha iyi diyebilir miyiz ? Yani monşerlikten ,gerçekten araştıran , bilen , atılan adımları bilinçli şekilde atan bir diplomasi anlayışına doğru gidiyor , evriliyor diyebilir miyiz?

BE. ÖMER DARUK DOĞAN:
Sayın Akargül, öncelikle naçizane şahsıma göstermiş olduğunuz teveccühden dolayı içtenlikle çok teşekkür ederim.
Ayrıca yeni başlattığımız sürecin sizlere hayırlı olmasını temenni ediyorum.
‘’Diplomasiye Gönül Verenler’’ aslında çok anlamlı ve içinde bulunduğumuz süreç açısından da birçok kesimi aydınlatıcı, yönlendirici, yararlı bir yaklaşım olarak değerlendiriyorum. Başarılar dilerim.

”Türk diplomasisinin de bir olgunlaşma süreci vardır ve bu olgunlaşmanın bir bitiş noktası yoktur.”

Değerli arkadaşlarım, bütün canlı varlıklar gibi bazı kavramlar da canlıdır.
Yaşamlarını, olgunlaşmalarını zaman içerisinde devam ettirirler.Tabii ki Türk diplomasisi 500 yıllık bir geçmişe sahip.2023 yılında, Cumhuriyetin 100.yıl dönümünde diplomasimiz de 500.yılını kutlamıştır. 500 yıllık süreç içerisinde tabii ki Türk diplomasisinin de kendine özgü bir gelişim süreci var.Ve bu gelişim süreci içerisinde çok olgun, çok anlamlı dünyayı şekillendiren, dünyaya yön veren dönemlerinin olduğu gibi daha çok kendi içine kapalı, kendi kendini idare eden ve daha ziyade kendi dünyasına kapanmış süreçlerimizin olduğu da bir gerçekliktir. Bu günümüzü değerlendirecek olur isek tabi ki az önce de ifade ettiğim gibi nasıl ki canlı varlıkların bir gelişme, olgunlaşma süreci var ise kavramların da olgunlaşma süreci olduğu gibi Türk diplomasisinin de bir olgunlaşma süreci vardır ve bu olgunlaşmanın bir bitiş noktası yoktur.

Dünyadaki olayların gelişmesi, dünyaya yönelik yaklaşımların gündeme gelmesi, yeni hadiseler ve yeni süreçler çerçevesinde de diplomasinin her daim kendini canlı tutması, tazelemesi, yenilemesi ve günün şartlarına gelişen koşullara göre kendini yenilemesi bir zorunluluktur. Nitekim geçmişle kıyasladığımızda Ülkemizde de diplomasinin gerçekten ülke sınırları içerisinden çıkıp Dünya’ya açıldığını, Dünya’daki gelişmelere paralel olarak yeni bir yaklaşım, yeni bir kavram olarak Türkiye’nin sahip olduğu stratejik konum ve güç ile orantılı olarak diplomasimizin de Dünya üzerinde etkin bir konuma ulaştığını söyleyebiliriz.Gerek Uzakdoğu’dan, gerek Güney Afrika’dan, gerekse Güney Amerika’da dünyanın her bölgesinde bir Türk varlığı ve Türk diplomasisinin ”soft” gücünün her yerde konuşulur, değerlendirilir, tartışılır hale geldiğini gördüğümüzü söylememiz gerekiyor.Özellikle 2000’li yılların başından bu yana Türkiye’nin gerek savunma sanayisinde gerekse ekonomisinde yaşanan gelişmelere paralel olarak diplomasisinde de ciddi bir güçlenme ve aktif bir konum elde etme yönünde bir yeni çizgi olduğunu görüyoruz.Tabii ki bütün arzumuz ve temennimiz bu olgunlaşmanın bu yenilenmenin ve etkinleşme sürecinin dünyada gelişen hadiselerle birlikte artarak devam etmesidir.

Bugünkü gündem itibariyle Türk diplomasisini ön plana çıkaran birkaç tane hadiseden bahsetmemiz gerekiyor ki bunlar:
birisi Ukrayna-Rusya Savaşı, bir diğeri Gazze’de yaşadığımız zulüm, bir üçüncüsü ise Azerbaycan-Ermenistan mücadelesidir.

AZERBAYCAN MÜCADELESİ

Kardeş ülke Azerbaycan’dan başlarsak, Türklerinin karşı karşıya olduğu 30 yıllık zulmün ve işgalin Türk diplomasisinin ortaya koyduğu sağlıklı bir yaklaşım ile bertaraf edilerek Azerbaycan’ın elinden gasp edilen toprakların yeniden Azerbaycan’a dahil edilmesi ve yeni bir anlayış ve yeni bir yaklaşımla Azerbaycan ve Ermenistan iki komşu ülke arasında yeni bir diyalog sürecinin başlatılması imkanının ortaya çıkmış olması Türk diplomasisinin bir başarısı olarak ifade etmemiz mümkündür.

UKRAYNA-RUSYA SAVAŞI

Yine özellikle Ukrayna-Rusya savaşında bütün Avrupa’yı, bütün dünyayı ve Türkiye’yi hem siyasi anlamda hem de ekonomik anlamda etkileyen ve Dünyanın beklemediği belli başlı büyük ölçekli krizlere sebebiyet verdiği bir savaş olarak görmemiz gerekiyor. Söz konusu savaş üçüncü yılına doğru hızla ilerliyor iken dünya gündeminde hem gıda anlamında hem de enerji anlamında ciddi krizlerin oluşmasına sebebiyet vermişse ve Türkiye’nin sayın Cumhurbaşkanımızın önderliğinde ve Türkiye yüzyılı ve Türkiye vizyonu yaklaşımları çerçevesinde çok büyük başarılar elde edilmiş ve Türkiye sadece bulunduğu bölgede değil Dünyanın her yerinde uzlaştırıcı , bir araya getirici , barıştırıcı bir role sahip olmuştur.Bu da sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu sağlıklı ilişki , tarafsız ama birleştirici, olgunlaştırıcı , bütünleştirici yaklaşımının bir sonucu olarak değerlendirmemiz lazım. Dünya, Ukrayna- Rusya savaşı ile önemli ölçüde gıda sıkıntısı ile karşı karşıya kalmıştır. Bildiğinizi üzere gerek Rusya gerekse Ukrayna Dünya’nın önemli tahıl üreticilerindedir ve Karadeniz’i de Ukrayna’nın, Rusya’nın üretmiş olduğu tahılların Dünya’daki ihtiyaç bölgelerine dağıtıldığı bir deniz olarak görmemiz gerekiyor. Savaşın etkisi ile Dünya tahıl temininde , özellikle buğday temİnini noktasında ciddi problemlere ile karşı karşıya kaldı. Ülkemizin ortaya koyduğu sağlıklı diplomasi ile Rusya Ukrayna ikna edilerek özellikle tahıl gemilerinin, buğday gemilerinin ihtiyaç bölgelerine gitmeke üzere rahatlıkla çıkması konusunda gerekli çalışmalar yürütülmüş, büyük bir mutabakat sağlanmış ve 40 milyon tonun üzerinde buğday, ihtiyaç bölgelerine sevk edilebilmiştir. Özellikle Afrika kuraklık nedeniyle içerinde bulunduğu kritik gıda sürecini daha kolay atlatmasında önemli ölçüde yardımı olmuştur. Yine aynı şekilde Putin ve Zelenki’yi bir araya getirerek bir mutabakat sağlamış ancak liderler henüz kendi ülkelerine dönmeden bu durumdan rahatsız olan belili güçler tarafından sağlalan antlaşma bozularak savaşın bugüne kadar sürecinin devam etmesine sebebiyet vermiştir ve bugün içinde bulunduğumuz ortamda da yine büyük güçlere rağmen ”Amerika gibi , Avrupa Birliği gibi Dünya politikasında etkin olduğu düşünülen güçlere rağmen Türkiye yine her iki kesim tarafından, hem Avrupa hem Amerika hem de halen savaşı yürüten Ukrayna ve Rusya tarafından objektif şekilde savaşın çözülmesine , savaşın barış ile neticelenmesine en ciddi anlamda katkı sağlayabilecek tarafsız en etkin politika oluşturucu , yaklaştırıcı ve barıştırıcı bir yaklaşım unsuru olarak görülmektedir” ki bu Türk diplomasisinin , sayın Cumhurbaşkanımızın göstermiş olduğu istikamette ne kadar etkin hale geldiğinini bir göstergesi olarak karşımıza çıkmaktadır ve en temel göstergelerinde birisidir. Umut ediyorum ki Yakın zaman içerinde Türkiye’nin katkıları ile bu büyük savaşın sona ermesi ve masum, mazlum insanların özellikle kadın ve çocukların Dünya’da gıda ve enerji ihtiyacı hisseden ,ve gelişmekte olan ülkelerin sıkıntılarının bir an önce bertaraf edilmesi de sağlanabilir diye düşünüyorum .

GAZZE’DE DİPLOMASİSİ

Tabiki en önemli unsurlardan biriside bugün bütün Dünya’nın gözleri önünde yaşana Gazze zalimliğidir. Bilindiği üzere İsrail çok haksız ve gereksiz şekilde Gazze’yi , Batı Şeria’yı işgal ederek bu bölgede yaşayan müslüman, masum , mazlum insanları kadın, çoluk , çocuk demeden yaşlı ayırt etmeksizin Dünya’nın gördüğü ve muhtemelen en büyük katliamlardan birisine sebebiyet vermiştir ama burada da Türk diplomasisi özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın kararlılıkla ortaya koyduğu yaklaşım manevrası ile dış politikamızı ,geleneksel dış politikamızı da aktive ederek , yeniden yönlendirerek bütün Dünya’da , Gazze zulmünü ,Filistin’de yaşanan mezalimi bütün Dünya’ya duyurma ve insanlığı harekete geçirme gibi çok önemli çok insani bir fonksiyonu da üstlenmiş bulunmaktadır . Sizlerinde dikkatini muhtemelen çekmiş olacağı üzere Birleşmiş Milletler (BM) platformu üzerinde Gazze’nin çekmiş olduğu bu mezalimi haritalar ile slyatlar ile bu sıkıntıyı bu güne kadarki en yüksek seviyede ve en yüksek tonda gündeme getiren Sayın Cumhurbaşkanımız olmuştur ve özellikle yine Sayın Cumhurbaşkanımızın BM kürsüsünden ‘’ dünya beşten büyüktür’’ Sayın yaklaşımı başta Afrika’daki 54 ülke olmak üzerine kendilerinin hak etmiş olduğu şekli ile BM’ de temsil edilemediği yaklaşımı ile bütün Dünya’da yeni bir süreç başlatılmıştır. Bu da Türk diplomasinin önemli , kayda değer ve bizlerinde dikkatini çekmesi gereken yaklaşımlardan birisindir. Bu sunduğumuz üç temel örneklerden de anlaşılacağı üzere Türk Diplomasisi fevkalade sakin ,olgun ,soft bir yaklaşım ve söylem ile hem ülke içerisinde hem bölgemizde hemde bütün Dünyada barışa ciddi anlamda katı sağlayan bir mekanizmaya dönüşmüştür. Bunun olgunlaşarak devam etmesi ve Dünya barışı ve insanlığa katkısı olması en önemli temennilerimziden birisindir.

FEVZİ AKARGÜL:
Sayın Bakan, İsterseniz bir diğer soru ile devam etmek isterim. Türk diplomasisinde şu an gerekli konjonktürde özellikle dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir. Yani özellikle genç bir diplomat adayı olarak bizler nerlere dikkat etmemiz gerekiyor, yurtdışında Türkiye Cumhuriyetini temsil ederken hassas olmamız gereken yerler nerlerdir, önerilerinizi alabilir miyiz efendim?

BE. Ömer Faruk DOĞAN:
Sayın Akargül, ikinci sorunuz da fevkalade güzel, yönlendirici, istikamet verici güzel bir soru.
Öncelikle bir diplomat adayı arkadaşımın başlangıçta kendi kimlik değerlerini, kimlik değerlerini oluşturan unsurları, içinde yaşadığı ve içinde büyüdüğü, olgunlaştığı kültüre ait değerleri en ince ayrıntılarına kadar tarihsel gelişimi içerisinde doğru şekilde bilmek durumundadır.
Sizlerin de takdir edeceği üzere bir adrese bir istikamete gitmek istediğimizde öncelikle kendi konumumuzun neresi olduğunu çok doğru bilmek durumundayız.
Eğer kendi bulunduğumuz noktanın konumumuzun neresi olduğunu doğru tayin edebilir isek gitmeyi arzu ettiğimiz istikameti de en kolay, en hızlı ve pratik bir şekilde yönelme ve ulaşma imkanımızın olabileceğini ortaya koyabiliriz.
Yani öncelikle kendi bulunduğumuz noktayı bunu anlayabilmek için de kendi kimlik değerlerimizi tüm ayrıntılarına kadar doğru bilmek zorundayız ve karşı karşıya kaldığımız her ortamda bizlerin hem söylemlerinde hem davranışlarında karşımızdaki kimselerin kimlik değerlerimizin neler olduğunu rahatlıkla anlayabilecekleri bir davranış ve ifade, söylem tarzı içerisinde olmamız gerekmekte ve kendimizi bu yönde geliştirmek, yetiştirmek durumundayız.

Tabii ki diplomaside başarılı olabilmek için genç diplomat adayı arkadaşlarımızın dünyadaki bütün gelişmeleri çok doğru şekilde okumaları ve sadece görünen boyutu ile değil, hadiselerin görünmeyen ,arka boyutları ile birlikte değerlendirebilecek bilgi birikimini sağlamak zorunda.
Bilgi birikimini sağlamak da ancak ve ancak okumak suretiyle olabilir. Mutlak surette Dünyada gelişen hadiselerin kolaylıkla anlaşılabilmesi, dünyadaki okuryazar kesimin düşüncelerini, yaklaşımlarını ve karşı karşıya oldukları hadiseleri değerlendirme metotlarını öğrenerek anlayabiliriz. Bunun için de çok okumaya ihtiyacımız var. Günlük olarak Dünyayı takip etmeye ihtiyacımız var .Günlük olarak Dünya gündemine giren hadiselerin neden ve niçinlerini doğruya en yakın şekilde anlayabilecek nitelikte kendimizi yetiştirmemiz ve olgunlaştırmamız gerekiyor. Yani hem çevremizde hem uzak noktalarda meydana gelen hadiseleri doğru anlamak zorundayız, doğru yorumlamak zorundayız ki kendimizi diplomasi dünyası içerisinde uygun bir konumda hareket edebilecek, mevzi kazanabilecek bir seviyeye ulaştırabilelim.

Özet olarak kimlik değerlerimizi doğru bilmek zorundayız.Yaşadığımız coğrafyayı, yaşadığımız coğrafyanın özelliklerini ve bu coğrafyanın geçmişini bugüne kadarki gelen süreci içerisinde karşı karşıya olduğu önemli hadiseleri doğru ayrıntılarıyla bilebilmek zorundayız.

”Bir diplomatın karşı olduğu, kesinlikle uzak kalabileceği yaklaşımlar yoktur.”


Çok makale okumak durumundayız. Farklı makaleler okumak durumundayız.Bir diplomatın karşı olduğu, kesinlikle uzak kalabileceği yaklaşımlar yoktur.En olumsuz yaklaşımları dahi diplomat arkadaşımızın doğru anlaması, doğru yorumlaması ve buradan kendisine doğru yaklaşımları çıkartması gerekmektedir. Bu da çok boyutlu olmamızı, çok yönlü olmamızı gerekmektedir.Belki ilave edilebilecek bir başka hususta kendimizi kendi içinde yaşadığımız toplumun dışındaki kesimlere doğru ifade edebilmek için mutlak surette Bildiğimiz yabancı dili kendi kültürü, kendi yaşam tarzı ve anlayış şekli ile beraber doğru bilmemiz gerekiyor ki kendimizi bütün detayları ile karşı tarafa doğru aktarabiliriz.

”KENDİMİZİ İFADE ETMEMİZ ÖNEMLİ LAKİN YAZI İLE BUNU YAPIYOR OLABİLMEMİZ FARKLI BİR BOYUT”

Yazmak çok önemli kıymetli arkadaşlarım.Konuşmak belki önemli, kendimizi ifade etmek önemli ama düşüncelerimizi kaleme almak ve doğru cümlelerle hem Türkçe olarak hem de bildiğimiz, muhatabı olduğumuz kesimin kendi dilinde doğru şekilde aktarabilecek yöntem ile kenimizi ‘’teçhiz’’ etme zorunluluğumuz olduğunu bilmemiz gerekiyor. Eğer biz öncelikle kendimiz doğru anlar isek Dünyayı daha kolay ve doğru anlayabilme imkanına sahip olabiliriz . Dolayısıyla bu anlamdada mültifonksiyonel diyebileceğimiz bir yapıya sahip olmamız gerekiyor. Gerektiğinde ülkemizin gençlerinin bir tarafına döndüğünde bir toplumun kullandığı dil ile ,öbür tarafına döndüğünde: karşı karşıya olduğu toplumun dili ile ikinci bir dil ile, arkasını döndüğünde karşılaştığı toplumun ne ise o toplumun Kullandığı üçüncü bir dil ile rahatlıkla konuşabilecek ve ve kendisini ifade edebilecek ve kendi toplumunun sahip olduğu güzel karakter ve güzellikleri yansıtabilecek konuma erişmesi diplomat adayı arkadaşımızın başarı seviyesini önemli ölçüde yükseltecek ve Türk diplomasisine ciddi anlamda katkı sağlayacak bir unsurlardır diyebilirim.

FEVZİ AKARGÜL:
Efendim , biz genç diplomat, bürokrat adaylarına bu denli özenli bir dil ile verdiğiniz cevap için teşekkür ederim. Hocam, Afrika ile ilgili olacak bu sorumuz ,uzun yıllar Afrika kıtasında görev yaptınız .Tabiki son zamanlarda Türkiye’nin Afrika’ya olan açılımı giderek hızlanıyor. İlk olarak Türkiye’nin Afrika açılımının başlıca sebebi nedir ve daha doğrusu ne olmalıdır ? Yani bizim Afrika’dan beklentimiz nedir, birçok ülke gidiyor Afrika’ya lakin doğrusu asıl amaçları yardım değil tabi. Bizim Afrika’ya karşı bakış açımızı sormak istiyorum.

Sayın Büyükelçi , bu soru ile bağlantılı olarak diplomat adaylarımızın ,genç akademisyen adaylarımızın genellikle bakış açıları uzak Doğu veya Avrupa çalışmalarında devam ediyor görüyoruz , şahit oluyoruz. Bu anlada genç diplomat adayları veya bu işin akademi boyutu ile ilgilenen arkadaşlarımıza Afrika’yı nasıl tavsiye edebiliriz, neden Afrika’yı öğrenmeli veya çalışmalılar?

BE.ÖMER FARUK DOĞAN:

Kıymetli arkadaşlarım, üçüncü sorunuz da gerçekten çok anlamlı, ufuk açıcı ve yön verici bir soru.

Sizlerin de bildiği üzere 54 Birleşmiş Milletler’e kayıtlı ülkesi ve yaklaşık 1.4 milyar nüfusu ile bugün Afrika dünyanın en önemli kıtalarından birisidir.Afrika’yı diğer kıtaların arasında önemli hale getiren önemli unsur Afrika’nın çok bakir, işlenmemiş, henüz insanlığın hizmetine bütün kabiliyet ve kapasitesi ile sunulmamış bir coğrafyaya sahip olması, sanayinin, endüstrinin en yüksek seviyede ihtiyaç hissettiği bütün maden, mineral ve kıymetli madenlerin, kıymetli taşların yüksek seviyede yer aldığı bir kıta olmasından kaynaklanmaktadır.
Öyle ki bugüne kadar Afrika bize hep kara kıta olarak tanıtılmaya gayret edilmiş ,Uzak durulması gereken hastalıkların, salgınlıkların, yokluğun, susuzluğun, yüksek seviyede olduğu yaşanılması ve tahammül edilmesi çok güç, dolayısıyla uzak kalınması gereken bir kıta şeklinde anlatılmaya gayret edilmiş bir algı oluşturulmuştur.

”Dünyada toplam ekilebilir alanların neredeyse %30’u Afrika kıtasın’da bulunmaktadır.”

Halbuki dünyanın en yüksek su kaynakları, Dünyanın en verimli işlenebilir tarım arazileri ki Dünyada toplam ekilebilir alanların neredeyse %30’u Afrika kıtasına aittir. 5 milyon yılın üzerinde bir tarihi geçmişiyle insanlık ve medeniyetin ilk başlangıç noktası olarak bilinir.
Hatta hatta bazı tarihi kaynaklar Hz. Adem’in yeryüzüne ilk indiği yerin Etiyopya olduğunu söylerler. Buna dair belli tarihi kalıntıların bulunduğunu, işaretlerin bulunduğunu ifade ederler.Ancak henüz kesinleşmiş kanıtları ile ortaya konulmuş bir yaklaşım olmamakla birlikte insanlık tarihinin en eski kalıntı ve kayıtlarının Afrika kıtasında rastlandığı bir başka gerçektir.
Yani insanlık tarihi ile özdeşleşmiş çok geniş, çok farklı, çok değişik ve çok renkli kültürlerin var olduğu bir kıta olması itibariyle Dünya coğrafyası üzerinde kendine özgü, önemli ve hassas bir yapıya sahiptir.

”Avrupa’daki başkentlerin içerisinde Afrikalı insanın emeğinin geçmediği bir başkent bulunmuyor”

Bizler maalesef Batı’nın etkisiyle 2000’li yıllara kadar hep Afrika’ya Batı’nın bizde görmek istediği anlayış ile yaklaşım ile yaklaştığımız için Afrika’yla ilgili genel yaklaşımımız ancak son 20 yıl içerisinde olgunlaşabilmiş.2000’li yıllardan sonra Türkiye’de kendi anlayış ve değerlerimize özgü yeni bir Afrika yaklaşımı ortaya konulabilmiştir .Türkiye’nin Afrika’ya yaklaşımı ve Afrika ile ilgisi daha fazla insani değerler bazlı, insani değerler kökenli bir yaklaşımdır .Türkiye, Afrika’ya kendi ihtiyacı olan madenleri, metalleri veya zenginlikleri Afrika’dan ülkemize taşıması anlayışıyla ortaya koymamıştır. Tabii ki tarihi gelişim süreci içerisinde de Afrika ile ilişkilerimizi doğru okumamız gerekiyor .Osmanlı’nın Akdeniz’i bir göl haline çevirip özellikle Kuzey Afrika’yı İtalyan ve İspanyol korsanlardan arındırarak özellikle 14, 15, 16.yüzyıllarda açlıktan kırılan Avrupa’nın bütün gıda ihtiyacının Afrika’dan, Kuzey Afrika’dan karşılandığını, bugün Batı’da büyük başkentlerin oluşturulmasında en fazla, en ciddi anlamda Afrika’dan getirilen ham maddelerin ve insan gücünün kullanıldığını, dolayısıyla bugün Avrupa’daki başkentlerin içerisinde Afrikalı insanın emeğinin geçmediği bir başkentin bulunmadığını söylememiz bize Afrika’nın insanlık tarihi ve günümüz açısından ne kadar önemli olduğunu göstermesi açısından ciddi bir bilgi, önemli bir esastır dememiz gerekiyor .Bilindiği üzere Anadolu insanı öncelikli olarak vicdani ve insani değerleri ile hareket eden bir kimlik anlayışına sahip ve Afrika’ya yönelik ilişkilerimizi hep bu özelliklerimiz oraya çıkmıştır. Öncelikle insanımız Afrika’da Afrika’nın ihtiyacı olan gıda su gibi temel yaşam gereksinimlerine katkı sağlama amacı ile bulunmuştur.Türkiye’nin Afrika ile olan ilişkilerimizde temel anlayış ve niyetimiz ‘’kazak kazan’’ ilkesidir ,yani çift yönlü bit ilişki şeklidir .

AFRİKA İLE OLAN İLİŞKİMİZ GEOMETRİK OLARAK GELİŞİM GÖSTERİYOR

Maalesef ülkemiz dışında birçok Batılı yaklaşımın Afrika ile olan ilişkileri hem tarihte hem günümüzde tek yönlü bir ilişki anlayışına sahiptir. Bu itibar ile ülkemiz Türkiye dışındakilerin Afrika’ya yönelik yaklaşımları ciddi sıkıntılar ve Afrikalının ciddi anlamda tepkisi ile karşı karşıyadır. Aslında neredeyse 300- 400 yıllık 54 Afrika ülkesinde 52 adedinin yaşamış olduğu insanlık tarihi açısından utanç verici olan sömürge dönemi Afrikalının kimliğinde, değerlerinde ve kararlılığında bazı olumsuzluklara sebebiyet vermiştir.Afrikalı aslında becerikli ve çalışkandır ama sömürge süreci İçerisinde uygulanan baskı Afrikalının kendi kendine karar verebilme kabiliyetini ciddi anlamda zedelemiştir ve bugün Afrikalı bir şey yapabilmek için yanında kendini doğrulayan bir güç kendisini teşvik eden kendisini yönlendiren ve yaptığı işlerin doğru olduğnu teyit eden bir modele ihtiyacı vardır .” Batılı mümkün olabildiğince bu anlayış ve yaklaşımdan uzaklaşmıştır . Bu değerlere sahip yani Afrikalıya katkı sağlayabilecek , model olabilecek yegane ülke olarak Anadolu ,Türkiye ortaya çıkmıştır. Türkiye Afrika ilişkilerinin temelinde bu her türlü maddi çıkarın ötesinde de karşılıklı insani değerler , insani ölçüler çerçevesinde yaşama kavuşabilmek için ihtiyaç duyulan hususların üzerinde müşterek çalışma anlayışı Türkiye’nin Afrika’da yaygınlaşmasına imkanı tanımıştır. Tabi ki ülkemiz insanının herhangi bir renk, dil,din ayrımı gözetmeksizin karşısında bulunan kimselere kendisine verdiği değer kadar değer vermesi ve kendi inanç değerlerimiz gereği her insansın belirli bir düzeyde insani değereler ile donatılmış yaşam seviyesine hakkı olduğu anlayışı gerekçesi ile Türkiye’nin Afrika’da ciddi şekilde gelişmesi ve bugün gözlemlediğimiz kıtanın tercih etti özellikli ülke haline dönüşmesine olanak sağlamıştır. Ülkemiz ve bugüne kadar Sayın Cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu yaklaşım ile Afrikalının da diğer gelişmiş ülke insanları gibi modern yaşam koşullarından , diğer gelişmiş bölge insanın sahip olduğu olduğu ölçüde faydalanması gerektiği ilkesi çerçevesinde hareket ettiğimiz için Afrika ile olan ilişkimiz beklenmedik ölçüde diğer ülkelere kıyasla geometrik olarak çok gelişmiştir.

”TÜRKİYE OLARAK AFRİKALIYI YANILTAN VE ŞAŞIRTAN GÜVENSİZ BİR İLİŞKİ İÇERİSİNDE ASLA BULUNMADIK”

Afrika Kıtası ile bugünkü ticaretimiz 45 milyar doların üzerine çıkmıştır. Yeterli midir ? 2,5 trilyon dolarlık sadece ve sadece ithalat ile % 80 gıda ihtiyacını karşılayan bir kıtada ülkemizin 45 milyar dolarlık ticaret Hacmi çokta büyük bir rakam değildir. Karşılıklı faydalılık ilkesi esas alındığında bu ticaret hacmin büyük bir hız ile gelişerek karşıdaki insana ve insani değerlere, insani yaşama önemli ölçüde katkı sağlaması ancak ve ancak Anadolu insanını eli ile mümkün olacaktır diyerek değerlendiriyoruz . Bugüne kadar gerek diplomatik ilişkilerimizde gerekse bireysel gerekse Anadolu insanının ilişkilerinde Afrikalıyı yanıltan, Afrikalıyı şaşırtan ve Afrikalının beklemediği bir sürpriz ile Afrikalı karşılaşmamıştır . Uyguladığımız karşılıklı ilişki yaklaşımımızda hep berrak olunmuş , net olunuş ve Afrikalı bizim ile olan ilişkilerinde rahat bir biçimde bir sonraki adımın ne olabileceğini rahatlık ile görmüştür ve bu durum Afrikalıya özel bir güven getirmiştir. Bu İlişkiler toplama değerler toplamı Türkiye’nin Afrika’da Afrika’da yaygın şekilde tercih edilen ülke yaygın şekilde partner haline gelmemize imkan tanımıştır.

”TÜRK İNSANI OLARAK HER ZAMAN İNSANLLIĞIN REFAHINI ÖN PLANDA TUTTUK”

Afrika konusunda genç arkadaşlarımıza tavsiyem şu olur: Afrika 54 ülkeden oluşan 54 ayrı kültür ve 54 ayrı tarihi geçmiş ile geçmişte yaşanılan büyük sıkıntılara zulümlere rağmen kendi kimlik ve değerlerini bugüne kadar getirebilmiş ve insani yaşama dünya medeniyetine dünya kültürüne farklı bir boyut getirebilecek zenginliğe sahiptir. Bu nedenle genç arkadaşlarımızın çekinmeden mutlak suretle Afrika’daki her bir ülkeyi kendi tarihi gelişim süreci içerisinde değerlendirerek özellikle ilgi duyduğumuz coğrafya ve bölgeleri daha derinden tahlil ederek Türkiye- Afrika ilişkilerine özel katkı sağlamaya yönelik yapacağı faaliyet ve çalışmalar önemli olacaktır. Afrika insani ve ahlaki değerler açısından da Anadolu insanlara sahip olduğu değerlere en yakın insan yapısı özelliklerini ihtiva etmektedir. Bu da bizim ilişkilerimizi geliştirebilecek noktada ayrı bir önem taşımaktadır. Hepsinin ötesinde biz Anadolu insanı olarak, Türk insanı olarak tarihin derinliğinden bu yana hep insanlığın huzuru rahatı ve insani değerlerin ön plana çıktığı bir ilişki anlayışı içerisinde kendimizi geliştirdik. Afrika ile olan ilişkilerimizde bu yaklaşım çerçevesinde geliştirilebilir isek tarihin bu coğrafya üzerindeki çok olumsuz olan izlerini silerek Afrika insanlarınında hak etmiş olduğu şekilde doğru-düzgün, anlamlı, çocukların, kadınların, yaşlıların ve gençlerin umutla bakabildiği yeni yaşam atmosferi oluşturulmasına önemli ölçüde katkı sağlayabileceğimizi değerlendirmek istiyorum. Şunu belki daha kolay anlayabilmemiz ihtimaliyle altını çizerek söylemem gerekiyor: hala 2025 yıldan itibarıyla Afrika’nın%60’ın yaşamını idame gereklerinden biri olan elektrikten uzak bir şekilde yaşamını devam ettiriyor. Bu masum ve mazlum insanların da dünyada diğer bölgelerde yaşayan insanlar gibi doğru, düzgün rahat ettikleri gibi bir yaşama haklarının bulunduğu dikkate alarak kendi üzerimize düşen insani sorumluluğu güzel şekilde yerine getirerek bizlerin var olmamızın, insan olmamızın bir gereği olarak kabul etmemizi ve bu yönde de Afrika’nın gelişimine katkı sağlayabileceğimizi belirtilerek genç diplomatlarımıza , bu konuda çalışma yapacak akademisyen adaylarımıza kolaylıklar, başarılar ve kendilerine güvenmeleri diliyorum. Sağlıklı huzurlu günler temenni ederek vermiş olduğunuz değerden teşekkür ediyorum hoşça kalın.

FEVZİ AKARGÜL: Sayın Bakan, bizler teşekkür ediyoruz değerli bilgi ve tecrübe paylaşımlarınız için. Çalışmalarınızda kolaylıklar diliyoruz.