
“MÜSİAD, İTO, UTESAV, İDSB, TGTV gibi sivil toplum kuruluşlarında hem ulusal hem de uluslararası alanda önemli kurumlarda kurucu başkanlık yapmış Necmi Sadıkoğlu ile sivil diplomasinin gücü ve Türkiye’nin liderlik yönü üzerinde söyleşi yaptık. Diplomasi, Ticaret ve Gönüllülük Üçgeninde STK’ların ne kadar önemli olduğu üzerinde duran Sadıkoğlu, bu konuda STK’lara büyük iş düştüğünün altını çizdi.
SÖYLEŞİ. Fevzi AKARGÜL
SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI DİPLOMASİNİN ÖNEMLİ ARAÇLARINDAN
Sivil Toplum Kuruluşları ve diplomasi sentezinin Türkiye’ye temel yansımaları ve faydaları nelerdir?
Bu faaliyetlerde ülkemizin birçok üstünlükleri var. İslam dünyasının önder ülkelerinden bir tanesi olması , buna ek olarak inanç boyutundan bağımsız olarakta izlediğimiz hoşgörü , yatıştırıcı ve yapıcı dış politikası sebebi ile başta Afrika Ülkeleri olmak üzere ve birçok bölgede önemli etkiye sahip. Bunu gittiğimiz her ülkede görebiliyoruz. Türkiye’ye çok büyük bir sempati besliyorlar. Büyük bir ilgi ve alaka var. Ayrıca bu sivil toplum örgütleri arasındaki kaynaşma aynı zamanda siyasi kaynaşmayı da beraberinde getiriyor. Bu kuruluşların olması, Türkiye açısından önemli bir şey. Örneğin İDSB (İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği)’nin olması, TGTV(Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı)’nin olması ile Özellikle dış ülkelerle ilişkilerde siyasi bir heyecan da beraberinde getiriyor. Yani onlarca sivil toplum örgütleri bir araya geliyor ,toplantılar yapılıyor , kararlar alınıyor. Oradaki devlet adamlarıyla görüşülüyor. Bu devlet adamları arasındaki ilişkiler boyutunda da bir ivme kazandırıyor. Aynı zamanda hem ticari hem kültürel alanda da ilişkilerin hızlı artmasına sebep oluyor. Türkiye’nin tabi bu konuda önder bir ülke olması dolayısıyla avantajları var. Biraz öncede bahsettiğim gibi bunun yansımalarını diplomasi düzleminde de çok rahat görebiliyoruz. Sivil toplum kuruluşları, kültür ,siyaset ,ekonomi ve diplomasi gibi çokça başlık ekleyebileceğimiz alanlarda ilişkilerimizi kolaylaştırıyor. Ülkemiz dışındaki tüm bu etkilerini aslında diplomasi çatısı altında toplayabiliriz kanaatindeyiz.
‘’STK’LAR YERİNE GÖRE GÜÇLÜ BİR BASKI UNUSURUDUR’’
STK’lar ne gibi potansiyellere sahipler ve bu potansiyellerini gerçekleştirmeleri için neler gerekiyor?
Yani bir siyasi olarak da bir baskı unsurudur STK’lar. Ticari olarak da bir baskı unsurudur. Birçok anlamda . Yeter ki faaliyetlerini donanımlı olarak bir altyapıya danayandırarak gerçekleştirsinler .Ne konuşacaklarını bilsinler. Bu hem oradaki çalışanlarımızı da motive eder, pozitif bir şekilde motive eder. Hem de onların çalışma zevklerini, iştahlarını arttırabilir. Bizim bu konuda da yani ticari konularda da siyasi konularda olduğu kadar duyarlı olmamız lazım diye düşünüyorum. Şimdi baktığımız zaman gerek Bu dönem daha çok artması gerekli diye düşünüyorum STK hareketlerinin . Yani bizim dönemimizde dünya bu kadar çalkantılı değildi. Filistin meselesi vardı. bir takım global meseleler vardı İslam yuvasında. Ama şimdi çok değişik şeyler. Coğrafyamız kaynıyor. Etrafımız oldukça hareketli. Yani bizim sivil toplum örgütlerinin çok daha aktif olması, insanları harekete geçirmesi ve Hükümetler üzerinde baskı unsuru olması gerekiyor.Bütün sivil toplum insanları toplayabileceğimiz mobilizasyona sebep olabileceğimiz bir gücümüz var sivil toplum kuruluşları olarak, fark edebilirsek tabii. Ve olması ise olmazımız sağlam güçlü şekilde organize olabilme refleksi.


‘’ULUSALDAN ULUSLARASI ALANAN STK DİPLOMASİSİ YÜRÜTTÜK’’
Ulusal bir STK kuruluşları topluluğundan Uluslararası ölçekte İDSB’nin kuruluş fikrinin ortaya çıkışı hakkında neler söylersiniz?
TGTV biliyorsunuz ulusal bir kuruluş ve bu anlada Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarının üye olduğu bir şemsiye kuruluş. Bu dönemde başkanlık yaparken ‘’acaba bunun bir benzerini böyle bir şemsiye kuruluşu uluslararası camiada gerçekleştirebilir miyiz?’’ şeklinde düşüncelerimiz oldu. Çünkü o ana kadar böyle bir kuruluş yoktu. Bununla uzun süre mütalasını yaptık kendi aramızda . Yurt dışından STK temsilcilerini davet ettik Türkiye’ye. Görüşmeler yaptık. 2004 yılında TGTV başkanlığım döneminde 30 Nisan ve 1 Mayıs tarihleri arasında İstanbul’da uluslararası bir toplantı yaptık. Bu toplantıda da İDSB’nin kuruluş müjdesini verdik. Tabii onun arkasında çok çalışmalar var onları kısa geçiyorum ama 2004 yılında Önemli bir organizasyona imza atarak çok kısa zamanda İDSB’yi büyüttük ve dev bir kuruluş haline getirdik. Birçok ülkeden sevim toplum örgütlerinin teveccühü oldu. Elbete kurulur kurulmaz uluslararası faaliyetlere başladık. TGTV ulusal bir kuruluş olasının yanı sıra uluslararası düzlemde İDSB gibi bir kuruluşun olması eş zamanlı olarak bizlere sivil toplum kuruluşlarının tanıtımı , aktif faaliyet göstermesi açsından ciddi anlamda katkılar sağladı. Çeşitli ülkelere ziyaretlerimiz oldu. Her gittiğimiz ülkede de oranın devlet yetkilileriyle ve sivil toplum yetkilileri ile görüşmeler yaptık. Çünkü biz o ülkeye giderken tabii TGTV ve buna ek olarak İDSB’nin bir de genel sekreteri ile katılıyorduk . Biz bir bölgeye ziyarete giderken temsilci olarak iki kişi gitmemiz gerekirken Türkiye’den birçok sivil toplu yetkililerini de beraberimizle götürüyor ve böylece her gittiğimiz ülkeye 25-30 tane Türkiye’nin önemli sivil toplu bölgelerinin başkanlarını, yönetim kurulu üyeleri ile birlikte katılma şansı yakalıyorduk. Ulusal anlamda TGTV’nin üyeleri , uluslarası anlamda ise İDSB’nin programları ile mikro ve makro ölçekte ülkemizdeki ve hedef ülkedeki sivil toplum faaliyeti yürüten kuruluşları kapsayıcı bir tutum ile çalışmalarımızı yürütüyorduk. Buradaki amacımız neydi? O gittiğimiz ülkelerdeki sivil toplum üyeleriyle bir kaynaşma, bir sinerji oluşumu ,ortak çalışma alanları teşkil edilmesi ve ortak çalışmalar yapılabilmesi. Temel niyetimiz buydu ve bunda da çok güzel muvaffak olduğumuzu söyleyebilirim.
‘’İSLAM DÜNYASI İLE SİVİL DİPLOMASİ SENTEZİNİ OLUŞTURDUK’’
İDSB’nin faaliyetlerinden bahseder misiniz?
Uluslararası ilk çalışmamız İslamofobi’ye ile alakalı Türkiye’de ilk defa 2007 yılında İstanbul’da. Uluslararası anlamda İslamofobi konulu bir konferansı tertip ettik, iki günlük. O güne kadar belki dünyada da herhalde bir benzeri yoktu. Türkiye’de zaten hiç yapılmadı. İslamofobi konferansını enine alınan akademisyenler, devlet adamlarının iftirakı ile güzel bir konferans yapıldı. Ve bir izleme komitesi kuruldu. Bundan sonra dünyadaki İslamofobik hareketler tespit edilecek, izlenecek. Raporlanacak. Ve ona göre bir bilgi alacak diye. Bu güzel bir çalışmaydı. Ardından Filistin’le alakalı. İslam dünyasının ve dünyanın kanayan yarası. Hepimizi derinden üzüntüye boğan zalim İsrail’in yerle bir ettiği, katliam yaptığı Filistin meselesini masaya yatırdık. Özellikle Gazze yine tabi gündemdeydi. Yine uluslararası ölçekte iki günlük bir konferans yaparak bu konuda İslam dünyası olarak, İslam ülkeleri olarak ve İslam dünyası sivil toplum kuruluşları birliği olarak neler yapabilirizi tartıştık. Bu da önemli çalışmaydı. Sonra Kosova devleti kuruldu biliyorsunuz. Bu devlet birçok ülke tarafından tanınmayan bir ülkeydi. İslam ülkeleri tarafından da tanınmıyordu. Biz Kosova Pristina’daİDSB’nin konsey toplantısını gerçekleştirdik. Bundaki hedefimiz bu bölgeye hem ülkemizden üyeler hem de diğer ülkelerden konsey üyeleriyle birlikte giderek orada bir güç gösterisi yani ‘’biz Kosova hükümetinin arkasındayız’’ mesajını vermekti. Tam da bu süreçte İslam dünyası ile sivil toplum alanlarını bir araya getirerek oluşturduğunuz sentezde uluslararası arena da farklı boyutlu bir otorite oluşturabildiğimizi , daha önce denenmemiş bir yapı oluşturduğumuzu belirtmek istiyorum. Bu kadar sivil toplum örgütü ve bu kadar ülkenin temsilcisi Kosova’da olduğunun altını çizerek bu şekilde bir uluslararası çalışma yaptık. Ardından bir Malezya ve Endonezya seyahatlerimiz oldu. Orada çok konulu toplantılar gerçekleştirerek gerek güncel gerekse çözümünün aciliyet gerektirdiği konular üzerinde çalışarak katkılar sunmaya gayret ettik.


‘’FAALİYETLERİMİZ İLE ÖZGÜVEN UNUSURU OLUŞTURDUK’’
Çalışmaları ile İDSB’ nin aldığı destekler , talepler ve geri dönüşler nasıldı ?
Örneğin biraz önce bahsettiğim Malezya’da gerçekleştireceğimiz toplantı için o zaman Başbakanımız Tayyip Bey bakanlar düzeyinde temsiliyet anlamında destekler almıştık. Ayrıca bu toplantıya şu anda Malezya Başbakanı olan Enver İbrahim katılmıştı. Bununla birlikte o dönem ülkemizin Malezya Büyükelçisi Sayın Büyükelçimiz Serap Hanım vardı. Üniversiteleri temsilen Ticaret Üniversitesi Yönetim Kurulu Başkanı Erhan ERKEN Bey, belediyelerinden de Bayrampaşa’dan Hüseyin Bürge beyefendi bize eşlik etti. Tabi yaptığımız o toplantı özelinde belediyecilik alanında yapılması gerekenleri, üniversiteler alanında yapılması gerekenleri konuşmuştuk. Biz o toplantıdan sonra yine bizim üyelerimizin olduğu Kamboçya ‘ya bir ziyaret gerçekleştirdik. Biliyorsunuz küçük bir ülke ve Müslümanların çok az olduğu, temsil kabiliyetten çok zayıf olduğu bir ülke. Bizden temsiliyet anlamında ricacı olmaları üzerine bu bölgemiz de ziyaret etmiştik. ‘’Bizim arkamızda durur musunuz? Bize destek olur musunuz? Sizleri devlet yetlilileri ile görüştürelim çünkü sizden etkileneceklerini düşünüyoruz ‘’ yönünde bir talep ile karşı karşıyaydık. Gerçekten de orada birtakım temaslarımız oldu. Ve temaslardan sonra aldığımız, geri dönüşüm çok olumluydu. Burada bulunan kardeşlerimiz bu kadar büyük bir grubun, oradaki Müslümanların arkasında olmasının verdiği bir özgüven kazanmış oldular. Çünkü dediğim gibi belki 30-40 tane ülkenin temsilcisi ile birlikte Türkiye’den çok sayıda temsilci, dünyanın birçok ülkesinden geliyor. Ondan sonra Müslümanlara bakış açısının çok farklı olduğunu söylediler. Ve bize şükranlarını, teşekkürlerlerini bildirdiler.
‘’STK LARIN BİRLEŞTİRİCİ BİR VİZYONU OLMALI’’
STK ların ve bu bağlamda İDSB’nin rolleri sizce neler olmalı?
Bugün İslam İşbirliği Teşkilatı üzerinden örnek verecek olur isek üyesi Türkiye’de dahil olmak üzere 57 tane İslam ülkesi var biliyorsunuz. Yani 57 tane İslam ülkesi var ama topladığımız zaman bir ses çıkmıyoruz bu konu aşikar. Bu da bizim güçsüzlüğümüzden bir araya gelerek tek bir ses olamayışımızdan kaynaklanıyor. Bugün dünyanın en fakir ülkeleri arasında bu 57 tane ülkeden çok ülke var. Bunu biliyoruz yani açık açık söyleyebiliriz. Birkaç tane önde gelen ülkeden bahsedebiliriz ki Türkiye bunların önde gelenlerinden örnek ülke. Şükürler olsun. Bugün tabii birçok konuda güzel çalışmalar, özellikle savunma sanayinde çok mükemmel çalışmalar yapılıyor. Ama tabii bunlar yetmez. Çok daha fazlasını yapmak lazım. İslam dünyası ülkeleri katma değerli mal üretebiliyorlar. Bütün sıkıntı yaşanıyor inovasyon, markalaşma ve tasarım noksan bizim ülkelerde adeta. Şayet biz bu konuda biraz çaba sarf edebilirsek, ülkemiz özelinde çok sık bahsedilir, 1,5 dolar kilogram fiyatını biz 3 dolara çıkartmış olsak bugün direkt 500 milyar dolar ihracat edeceğiz. Öyle değil mi? Tabii. Çünkü 500 milyar dolar hiçbir şey yapmadan yani aynı işçiliği kullanacaksınız, aynı enerjiyi kullanacaksınız, aynı zamanı kullanacaksınız. 2 katı fazla ihracat yapacaksınız. Neden yapamayalım bunu ? Bundan sonra bu gayret içerisinde olmamız gerekiyor .Bu anlamda Türkiye kaçınılmaz bir lider pozisyonun yanı sıra Türkiye markalaşan, marka çıkartan, inovasyonu olan, argesi kuvvetli olan, dolayısıyla tasarımı olan bi yapıda sadece Türkiye değil tabii. Türkiye yetmez. Bu 57 tane ülkenin de bugün birçok ülke var. Bunların içerisinde işte petrol zengini olan, bedavadan topraktan para kazanan ülkeler var. Bunlar bu işi yapamazlar. Arge merkezleri, inovasyon merkezleri kurmuyorlar? Niye bu çalışmaların içinde olmuyorlar? Hep biz başkalarından alıyoruz bu çalışmaları. Öyle değil mi? Şimdiye kadar hep öyle olmuş. İnşallah Türkiye’nin önderliğinde bu iş daha iyi durmak için düşünüyoruz. Elbette bu konuda İDSB gibi sivil toplumdan başlayarak diplomasiye uzanan ve topyekun bir gelişim niyeti olan veya niyeti olup kapasitesi yetersiz olan ülkeler ile arada bir köprü olmak , birleştirici rol oynayan yapılar büyük önem arz ediyor. Sadece inanç esaslı bir birliktelikten bahsetmiyorum , pozitif anlamda gelişmeye niyeti olan birçok yapı bu anlamda aynı kategoride değerlendiriyoruz. Sivil toplum kuruluşları birleştirici bir rol oynayarak niyet doğrultusu aynı olan kesimleri toparlayacak bir platformu ve köprü görevi görmelidir.


‘’KAHT-İ RİCAL (KALİTELİ ADAM) GERÇEĞİ OLDUKÇA DERİN’’
Gerek yönetimsel anlamda gerek Sivil topluk kuruluşları bağlamında temek eksik veya ilk ihtiyacımız nedir sizce?
Osmanlı’nın son döneminde özellikle devlet işlerinde meydana gelen usulsüzlükler , yapılan hatalar ciddi anlamda devlet aleyhine çeşitli problemler oluşturmuştu.Bunula birlikte yine ilerleyen dönemlede ülkemiz açisinde ve sadece Türkiyemiz açısında değil , bütün bir toplum açısından vicdanı ile , görgüsü ile iş bilirliği ile ‘’kaliteli adama’’ ihtiyaç var ve hep varolacaktır. Tarihin sayfaları her değiştiğinde bu ihtiyacın önemi daha iyi anlaşılmakta . İşte tam da bu nokta da hem bireysel açıdan ‘’ kaliteli’’ ne anlama geliyor ise bu yönde kendimizi geliştirmeli , bunu öğretmenler , hocalar için söylüyorum, ve ‘’ kaliteli’’ bireyler nesiller yetiştirmeliyiz. Bunun dünyaya yapılacak en büyük iyilik olduğunu düşünüyorum. Vicdanı ile hareket eden , temel anlamda kendini okuyabilen, daha sonra çevresini okuyabilen bireyler hem kesinine hem de çevresine faydalı olacağı bir biliçte olacakları düşünülürse , Dünyaya bırakacağımız en güzel iyilikler olarak geçecektir.
‘’KURUMSALDAN KAMUSALA İŞBİRLİKLER GÜÇ VE DEĞER KATAR’’
Bireysel ,kurumsal ve kamusal işbirliklerinin rolüni STK larbağmanında nasıl değerlendirisiniz?
Elbette çok güzel işbirlikleri olabilir. Yine daha evvel maalesef bizim böyle yurt dışında büyük elçilere, ticaret müşavirlerine ulaşmadığımız şansımız yoktu açıkçası. Ama son dönemlerde özellikle Sayın Cumhurbaşkanımızın siyasi döneminde bu ilişkiler çok daha kolay oldu. Gerek büyük elçilerimiz, gerekse konsoloslarımız, gerekse ticaret elçilerimiz daha faydalı çalışmalar yapmaya başladılar. Bunu biz her gittiğimiz ülkede mutlaka hissediyoruz. O ülkenin, Türkiye’nin büyük elçileriyle varsa görüşüyoruz, konsoloslarıyla görüşüyoruz, toplantılarımıza davet ediyoruz. Ben en son mesela Malezya’ya gitmiştim. Malezya’da bir ziyaretim vardı. Hem oradaki IDSB’nin üyelerini ziyaret etmek hem de bir fuar ziyaretim. Orada da mesela ticaret müşavirlerimizle görüştük, Sayın Büyükelçimizle görüştük. Onların da bakışı tamamen değişti bu çerçevede. Tabi ki bu gidiş gelişlerde bu tip ziyaretlerin mutlaka olması lazım. Bu ilişkiler ne kadar kuvvetli olursa ülke olarak o kadar da başarılı oluruz. Hem diplomasi alanında başarılı oluruz hem de ticari alanda başarılı oluruz. Bireysel düzeyden kurumsal ve devamına devlet gibi daha polimer yapıda her çerçevede iş birlikleri sivil toplum ilişkilerine güç katacaktır.


‘’SİVİL TOPLUM KURULUŞLARINA DESTEK KURULUŞLAR’’
Sivil toplum örgütlerine destek yardımcı kuruluşların varlığından söz edebilir miyiz?
Şimdi bu gittiğimiz zaman sadece sivil toplum örgütleri ve kuruluşları yok tabi. Ticari işler yapan kuruluşlar da var. Mesela MÜSİAD da. Bunlardan bir tanesi. ASKOM bunlardan bir tanesi. İGİAD bunlardan bir tanesi. Yani iş adamlarının da üye olduğu kuruluşlar hem IDSB hem TGTV. Özellikle bu tip ülkelere gidildiği zaman buradan gelen arkadaşlarımız da ticari faaliyetlerini yürütme şansını yakalıyorlar. Oradaki sevgili toplum örgütleri mensubu üyeler arasında da ticaretle uğraşanlar var tabi. Hepsi sivil toplum üyesi değil ,Meslek değil. İşlerinden arta kalan zamanlarını kullanarak yararlı hizmetler yapmak niyeti ile bir araya gelmiş topluluklarımız ya yanımızda . Yani aynı zamanda gönüllüler ve bunun yanında çeşitli işlerle de uğraşan iş insanlarımız bulunuoyrç Hepimizin ilgilendiği bir işimiz var Ama biz ne yapıyoruz? Allah rızası için ülkemize katkıda bulunur muyuz diye sivil toplum örgütlerinde çalışıyoruz. Vaktimizin bir bölümünü buraya harcıyoruz. O bakımdan özellikle IDSB çatısı altında bu faaliyetler çok daha derinlemesine yapılıyor. Hem diplomatik kanallar açılır, siyasi kanallar açılır hem de ticari kanallar açılabilir. Ve üyeler arasında birçok alanda güçlü işbirliği bağları tesis edilebilir. Destek kuruluşlar bizim ulaşamadığımız ince kanallara erişebilen bir kol görevi görüyor aynı zamanda.


‘’BALIK TUTMAYI ÖĞRETİYORUZ’’
Ülke ziyaretlerinizde misyonunuz nedir?
Bizim İDSB olarak tabi niçin sık sık yurt dışına gittik? Şöyle bir prensip benimsemiştik. Biz konsey toplantılarımızı en az üç tanesini yurt dışında yapalım. Üç ayda bir, bir tanesini Türkiye’de yapalım. Hepsini Türkiye’de yapmayalım. Neden yapmayalım? Çünkü gittiğimiz ülkelerde de bu toplantı yapma bilgi becerisini verelim onlara. Onlar da elini taşın altına koysunlar, hazıra konmasınlar. Her geldiklerinde bizi ağırlamayalım, bizi de onlara ağırlasınlar. Hem böyle bir organizasyon yeteneği kazansınlar hem de gittiğimiz ülkedeki birçok sivil toplum örgütüyle bizim örgütlerin temasını arttıralım . Ve bunda da çok başarılı olduk. Biz genellikle dört tane konsey toplantısı yapıyorsak İDSB olarak üç tanesini yurt dışında yaptık, bir tanesini Türkiye’de yaptık. Bütün uluslararası bu biraraya gelişler bir yetenek kazandırıyor diyebiliriz. Ayrıca gidip birkaç toplantı yapmak değil, Mesela dediğim gibi gittiğimiz yerlere izler bırakmak. Endonezya’da uluslararası aile sempozumu yaptık. Pristina’da işte böyle bir toplantı. Bir sene mesela Hollanda’ya gittik. Ahmet Akgündüz hocamız o zaman Hollanda İslam Üniversitesi’nin rektörüydü. Rotterdam’da , Oraya a destek olmak için gittik. Orada uluslararası yine bir toplantı yaptık. Bu aynı zamanda oradaki bu Üniversitenin bir faaliyeti olarak hükümete raporlandı. Konfüçyüs’e atfedilen bir söz var ,’’bir kişiye iyilik yapmak istiyorsan ona balık verme ,balık tutmayı öğret.’’ İşte tam da bu bilinç ile bizde gittiğimiz yerlere bu bilinç ile hareket ediyoruz ki oralarada dokunalım.
“BİR BÖLGEYE MUTLAKA HAZIRLIKLI GİTMELİYİZ”
Ziyaret ettiğiniz ülkelerde verimli temaslar kurabilmek için neler gerekli ,nasıl bir hazırlık süreci işliyor ?
Her gittiğimiz her ülkede gerek yerel düzeyde gerek ülkemiz temsilcilikleri nezdinde güzel kabuller gördük. Gittiğimiz yerlerde büyükelçilerimizle, müşavirliklerimizle görüşebilme imkanı buluyoruz. Hem ülkemizin tanıtılması anlamında hem de katkı sağlama adına neler yapabiliyoruz b.irlikte gözden geçiriyoruz Örneğin dediğim gibi en son bulunduğumuz ülke ziyaretinden önce ticaret müşavirleriyle görüştük. Orada şöyle bir konu gündeme geldi. Türkiye olarak ziyaretinde bulunacağımız ülkeye çok az mal satıyor, çok fazla mal alıyoruz. Ne yapabiliriz diye ticaret müşavirlerimizle istişarede bulunduk. Arada bu kadar farkı nasıl kapatacağız? Yani burada büyükelçinin ticari bir faaliyeti yok olamaz. Ama büyük elçilerimiz de bazen ticari misyonu üzerine alıyorlar, çalışıyorlar. Gerekli gördüğü yerde temaslar yapabiliyorlar. Sn. Büyükelçimiz ile Elçiliğimizin ve birlikte gittiğimiz Ticaret müşavirlerimiz ile görüşerek gerekli adımları atılma noktasında bulunduğumuz süre içerinde ortak çalıştık ve bu noktada ivme elde ettik. Bu konuda biz sivil toplu örgütleri olarak gittiğimiz zaman bunları da sorgulamalıyız. Oraya gittiğimiz zaman elimiz kolumuz dolu gitmeliyiz. Bilgilerle gitmeliyiz. Gittiğimiz zaman zaman kapsamlı raporlar ile ziyaretimizi gerçekleştirmeliyiz ve tabi en önemlisi katkılar sağlamayız. Ülkemizin faydası adına bu şekilde olmak ile birlikte bu bilgiler aynı zamanda bulunduğumuz ülke adına da oldukça faydalı oluyor.


Efendim ,çok kıymetli bilgiler , bizler ile tecrübelerinizi,paylaştığınız için çok teşekkür ederiz. Çalışmalarınızda kolaylıklar diliyoruz.
Faydalı oldu ise ne mutlu. Bu güzel fırsatı bize verdiğiniz için bizler teşekkür ederiz. Bu platformun nice güzelliklere sebep olasını temenni ediyor , siz genç kardeşlerime başarılar diliyorum.













Yorum Bırakın