”DİPLOMASİ HAYATIMIZDA HEP VAR” TUNUS BÜYÜKELÇİMİZ SN.AHMET MİSBAH DEMİRCAN İLE RÖPORTAJIMIZ SİZLER İLE …

FEVZİ AKARGÜL:

Sayın Büyükelçim , Ahmet Misbah Demircan.Efendim hoşgeldiniz, bizler ile bu güzel söyleşiyi yaptığınız için başta zat-ı alilerinize teşekkürlerimiz sunuyoruz .Sizler gibi tecrübeli  bir isimle çalışmak bizim için mutluluk kaynağı olacaktır.Büyükelçimizin yaşamı ve görevlerine dair detaylar vererek başlamak istiyorum.

Aslen Rizeli olan Ahmet Misbah Demircan, 1967 yılında Kasımpaşa’da doğdu. İlköğrenimini , lise eğitimini Istanbul’da tamamladıktan sonra yüksek öğrenimine yine İstanbul’da Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde devam etti. 1992 yılındaki üniversite mezuniyetinin ardından MarmaraÜniversitesi Siyasi Tarih ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde lisansüstü eğitimini tamamladı. Ardından Tunus’ta Arapça, İngiltere’de İngilizce dil eğitimi programlarına katıldı.

Profesyonel iş yaşamına, turizm sektöründe özel bir firmada yöneticilik göreviyle başladı. Aktif politikaya 2001 yılında katıldı.28 Mart 2004 yerel seçimlerde Beyoğlu Belediye Başkanı seçildi.Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD)ve Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği’nde (TÜRSAB) çeşitli görevlerde bulundu.

-Efendim müsaade ederseniz ilk sorumuzla başlamak istiyorum. İlk defa bu şekilde bir görevlendirme ile vazifeye geldiniz. Sayın DEMİRCAN bu anlamda yaşadığınız heyecanı genç arkadaşlarımız ile, diplomat adayları ile paylaşabilir misiniz?

BE. AHMET MİSBAH DEMİRCAN:

‘’ BİRGÜN BÜYÜKELÇİ OLURUM AKLIMDA YOKTU’’

Tabii ki çok heyecanlıyım. Çünkü ben üniversite yıllarımda siyaset bilimi okumak istemiştim. Fakat sınavda İlahiyat Fakültesini kazandıktan sonra ısrar ettim, Siyaset biliminde Orta Doğu Siyasi İthalat ve Uluslararası İlişkiler Bölümünde yüksek lisansı yaptım. Bu anlamda bu bölgeye yoğunlaşıp Arapçayı da geliştirdim ve Arapçayı da geliştirirken Tunus’u tercih etmiştim. Tunus’a çok sık geldim gittim. Yani Bir gün büyükelçi olurum aklımda yoktu. Hatta ilk devlet adamıyla karşılaşmamda yine Tunus’ta o dönemin büyükelçisi ile olmuştu. Sonuçta hızlı geçti yıllar. Belediye Başkanlığı, Kültür Turizm bakan Yardımcılığı ve başladığım noktada arzu ettiğim mesleğe uygun ve sevdiğim bir ülkeye gelmiş olmak beni büsbütün heyecanlandırdı. Tunus’a yönelik düşüncelerim, tecrübelerim vardı. Dolayısıyla kaderin bir cilvesi başladığım noktadan burada büyükelçi olarak tekrar bu ülkeye gelmiş oldum. Bu güzel bir karşılaşma.

‘’ DAHA ÖNCE İŞ YAPMA FIRSATI BULDUĞUMUZ İNSANLAR İLE BU DEFA ONLARA YURT DIŞINDA YENİ FIRSATLAR VE UFUKLAR AÇMAK ADINA GAYRET GÖSTERMEK KEYİFLİ VE HEYECAN VERİCİ”

 Tabii bunun dışında ülkeyi temsil etmek, diplomasisini temsil etmek, buradaki devlet kurumlarıyla ilişkiyi kurmak, burada var olan diğer ülkelerin temsilcileriyle Türkiye’yi anlatmak, sadece, bulunduğumuz ülkeyi değil, Türkiye’nin bütün dış politika hamlelerini onlarla konuşmak, bilgilendirmek kıymetli. Ülkemiz bir sanayi ülkesi, bir ticaret ülkesi, bir turizm ülkesi. Ülkemiz aynı zamanda sağlıkta, enerjide, eğitimde iddialı olan bir ülke. Dünyanın merkezinde. Dolayısıyla çok yoğunluğu ilişkileri bütün ülkelerle kuruyor. Belediye Tecrübesi ve Bakanlık Tecrübesi ile birlikte beraberce daha evvel temas kurduğumuz, ülke içerisinde iş yapma fırsatı bulduğumuz insanlarla, bu sefer yurt dışında onlara yeni fırsatlar ve ufuklar açmak adına birlikte gayret göstermek işimizin doğal bir gereği. Ve bunu keyifle burada yapmış olmak önemli. Tabi buranın dilini konuşmak, o da ayrı bir heyecan verici taraf. Kültürlerimizin beraberliği, bunu aşina olmak ve bu önemli noktaları, değerlendirerek ikili ilişkileri kuvvetlendirmek ve aynı anda işin özü daha okul sıralarından hedeflediğim işleri yapabilmiş olmak ve  siyasette geçirdiğim 20 yılın tecrübesini buraya aktarmış olmak beni mutlu ediyor ve heyecanlandırıyor.

FEVZİ AKARGÜL:

– Efendim eğitim hayatınızdan ve sonrası dönemler ile ilgili Seçenekleriniz ve tercihleriniz noktasında güzel detaylar paylaştınız. İlk Soruya böyle hızlı bir giriş yapmak ben de beklemiyordum açıkçası (gülerek) Kıymetliydi. Bir diğer sorumuza geçelim isterseniz. Sayın bakanım, görev yerinize ilk geldiğinizde neler yaptınız peki, hangi adımları attınız. Bölgeyi tanımak – anlamak adına İlk nereleri gezdiniz, gördünüz, ziyaret ettiniz. Genç diplomat adayı arkadaşlarıma göreve geldiklerinde atacakları ilk adımlar neler olmalı, görev bölgelerini tanıma açısında neler yapabiliriler? Tecrübelerinizden neler aktarabilirsiniz ?

BE.AHMET  MİSBAH DEMİRCAN:

 ‘’ASLINDA SİYASETİN GÖREVİ DE HİZMET ETTİĞİMİZ TOPLUMUN REFAHINI ARTTIRMAK’’

Tabii ilk ne yaptığınız sorusundan başlıyorum ; 15 yıllık belediye tecrübemden şunu hatırlıyorum; Seyahat Ajansım vardı, bir iş adamıydım. Kendi konumuma hakimdim  ama belediye başkanı olduğumda şunu fark ettim. İnsanlar işi arıyorlar, Gençler işi arıyor, İş adamları yeni pazarlar arıyorlar. Aslında siyasetin görevi de hizmet ettiğiniz toplumun refahını artırmak. Refah da iştir, aştır, ekmektir, eğitimdir, yatırımdır, istihdamdır ve kapasiteleri büyütmektir. Bütün sonuçta bu yerlere dayanır. Bu meseleler bu çerçevede şekillenir. Türkiye’nin dış politikası da siyasi ilişkileri, diplomatik hassasiyetler üzerinden götürmek olduğuna kadar sanayimizi, ticaretimizi ve turizmimizi geliştirmek ve bunu yaparken kültürel değerlerimizi ve araçlarımızı kullanmak. Ve sonuçta, toplumu buraya yansıtabilmek her yönüyle  görevimiz.

Ben daha gelmeden evvel Türkiye’nin DEİK’le buluştum. DEİK İş Konseyi ile bir araya geldim. Ve bu zeminden başlayarak Tunus’ta ilgilenme potansiyeli olan insanları dolaştım 6 ay boyunca. Gelmeden de 400 kişinin katıldığı bir buluşma tertip edip, göreve başladıktan bu yana, bir yılı dolduruyorum, yaklaşık 600 tane insanı Türkiye’den buraya koordine ettik. Bunun 500’ü iş adamı. Ama gruplarından, ama mülki olarak geldiler. Çok değişik alanlarda geldiler. Onlara burada  ‘’face to face’’ görüşmeler  kordine ettik. Ticareti geliştirmek ve elbette peşinden sanayiyi buraya aktarabilmek, getirebilmek karşılıklı bunu öngördük. Çünkü biliyoruz ki Türkiye sanayi kapasitelerini, ticaretini geliştirmeyi hedefliyor. Çok büyük hamleler yaptı. Bu iş ticaretten başlıyor. Ama sonuçta siyasi ilişkilerin, kültürel ilişkilerin de gelişmesine sebebiyet veriyor. Malumunuz ticaret erbabının kurduğu ilişkiler daha sağlıklı ilişkiler oluyor. Dolayısıyla ben bu tecrübelerden hareketle daha gelmeden meseleyi ticaret, sanayi zeminine oturtmayı hedeflemiştim. Ve oradan başladık. Oradan başladığımızdan da doğru yaptığımızı düşünüyorum. Tunus’ta geçmiş tarihi bağlanmamız güçlü olduğu için toplum zaten Türkiye’yi tanıyor, biliyor. Dizilerimizin de bizi dinamik ve gündemde tutmak gibi bir fonksiyonu var. Hatta insanlar buradan yabancı dilde öğreniyorlar. Dolayısıyla ticaret zemininin her zaman doğru bir zemini olduğunu söyleyebilirim. 

‘‘BULUNDUĞUNUZ ÜLKENİN ŞEHİRLERİNDE DEĞİŞİK DİNAMİKLERİ YAKINDAN TANIMAK VE ONLARI EŞLEŞTİRMEK SÜRGÜT İŞLERİN İÇERİSİNDE OLMALI’’

Bölgeyi tanımak, anlamak anlamında evvelce bildiğim bir yerdi. Ama tanımasaydım da yine burada Tunus’u tanıyordum ama sanayi bölgelerini bilmiyordum, ticaret bölgelerini bilmiyordum. Üretim merkezlerini bilmiyordum. Burada zeytinyağı üretimi, tarım, hurma. Ve seyahat, turizm alanları var. Bu alanları daha detaylı bir şekilde derinlemesine  anlama gayretimiz devam ediyor. Hiçbir zaman bitmez. Çünkü ilişkiler birebir ilişkilere indiğinde daha sağlıklı neticeleri almak mümkün olabiliyor. Dolayısıyla biz Türkiye’den buraya gelmiş alanı ne olursa olsun birebir ilişki kurabildiğimizde daha doğru işi yaptığımızı fark ediyoruz. Bu anlamda gezmenin, görmenin sınırı sınırsız. Dolayısıyla bütün bir görev boyunca bulunduğunuz ülkenin şehirlerinde değişik dinamikleri yakından tanımak ve onları eşleştirmek sürgüt işlerin içerisinde olması gerekir diye düşünüyorum.

‘’SONUÇTA HAYATIMIZDA DİPLOMSİ HEP VAR’’

 Genç diplomat adayı arkadaşlarımız göreve geldiklerinde atacakları ilk adım ne olmalı sorusuna ise Sonuçta bir takım olarak çalışılacak. Biraz evvel saydığım işlere ilave ederek devam etmek doğru olur. Dışişleri Bakanlığı’nın bir personeli var ama onun yanında ticaret ateşesi, eğitim ateşesi, kültür ateşesi, Yunus Emre, TİKA, Maarif, Anadolu Ajansı gibi kurumlarımız da var. Bunlarla eşgüdüm içerisinde onların kabiliyetlerini destekleyecek projeleri birlikte yürütmek, takım halinde çalışmak şüphesiz ki işleri kolay kılacak ve başarıyı getirecektir. Bunu tavsiye etmek lazım. Dolayısıyla Belki şunu da ifade ederim. Sonuçta hayatımızda diplomasi hep var. İkili ilişkilerimizde, arkadaşlık ilişkilerimizde, aile ilişkilerimizde, anne babamızla olan ilişkilerde, sınıfta, okulda, çarşıda, pazarda, ticaret yaparken, alışveriş yaparken bir üslup önemlidir.

Bu üslubunuz bütün ilişkilerinizin seyrini belirler. Hani meşhur bir söz vardır: ‘’Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı.’’ Aynı cümlelerinizle harikalar da yaratabilirsiniz ama ilişkileri bozabilirsiniz de. Onun için bizde esnaf insanlar diye tabir ettiğimiz bir kitle vardır. Onlar bire bir perakende de müşteriye muhatap olan insanlardır. Kırmadan, dökmeden, insanları mutlu ederek, ‘’yoku’’ bile güzel söyleyerek iyi ilişki kurarlar. Dolayısıyla diplomasi böyle bir şeydir. Yani bazen olumlu gündemde olur, bazen olumsuzluklarda olur. Önemli olan bunların her defasında uhulet ile ve suhuletle yönetebilmek gerekir. Ve bu kondisyon da belki öğrencilik döneminde kazanılacak bir hususiyet olsa gerek. Dolayısıyla diplomasi, daha göreve gelmeden kendi okul çevremizde, arkadaşlarımızla ve ailemizle deneyimlemek bence önemli bir hazırlık olsa gerek diye düşünüyorum. Vazifelere gelmeden hazırlığımız tamam olmalı. Vazifeler geldikten sonra da zorluk yaşamalıyız diye düşünüyorum.

FEVZİ AKARGÜL:

-Bakanım, kültür kavramından bahsedelim istiyoruz, bu konuda  oldukça tecrübeli isimlerdensiziniz. Gerek daha önceki görevlerinizden , gerekse yapılan çalışmalarınızdan bunu görebilmekteyiz. Efendim  ,bu anlamda kültürün ikili ilişkiler açısından önemini  hakkında bilgi verebilir misiniz, kültür diplomasinin bir aracı olabilir mi ve nasıl etkili şekilde kullanılır ? Gerek bu alanlarda görev yapacak gerekse Hariciye görevinde olacak arkadaşlarımız için neler söylersiniz ?

BE. AHMET MİSBAH DEMİRCAN:

‘’HAYATI BİRLİKTE YAŞAMAYA KÜLTÜR DİYORUZ’’

Şimdi Dünya’da önemli iki tane kurum var. Bunlardan birisi ‘’Euro Cities’’ ,ikincisi de ‘’Sister Cities’’ . Avrupa kıtasında, Amerika kıtasında ülkeler şehirleriyle var. Şehirlerin birbirleriyle tanışması, kaynaşması söz konusu. ‘’Şehirler yarışıyor’’ denir ve kültür başkentlik kavramları vardır. Aslında yaptığımız bütün faaliyetler şehirlerin faaliyetleridir. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın çok güzel bir sözü var.’’ Şehirler olmasa, istinat noktası olmasa kaldıracın ne kıymeti olabilir ki?’’ Diye tanımlar şehirleri. Toplum hayatı bir şehirde  oluşur ve cereyan eder. Kültür de şehirde oluşur. Medeniyet de şehirde oluşur. Çünkü insan toplumsal bir varlıktır. Birlikte bir araya gelerek hayatı kolay kırarlar. Bu hayatı birlikte yaşamaya kültür diyoruz. Yemesiyle, içmesiyle, oturmasıyla, kalkmasıyla. Yaşam tarzımızla, ürettiğimizde, sanayimizde, ticaretimizde insan ağırlamamızda. Yemeğimizle, müziğimizle Bizi var alan değerlerin tüm aslında bu ürünlerimizde de farklılığı oluşturuyor. Belki bu farklılığımız ürünlerimizin tercih edilmesinin sebebi. Dolayısıyla Dünya’da diplomaside şehirler ve belediyeler ilişkilerini kurmak , Ülkeler arasındaki diplomatik ilişkiler, daha sonra Şehirlerin kardeşliği. Ve bu başlık altında insanların, üniversitelerin, okulların, müesseselerin, sanayilerin bir araya gelip kardeşliği. Hepsi bu çerçevede. Dolayısıyla bir ürünü satarken sadece ürünü satmış olmuyoruz. Bunun arkasındaki tasarımıyla, duygusuyla, düşüncesiyle bir kültürü pazarlamış oluyoruz. Yemekte, içmekte, giyside. Her şey aslında bize anlatıyor. Dolayısıyla kültüre dayanmayan bir ilişki zaten anlamını bulamayacaktır. Dolayısıyla bizi biz yapan bütün değerler aslında bizi yansıtan değerler. Olayı buradan görmek lazım. Buradan anlatmak lazım. 

‘’HARİCİYEDE GÖREV ALACAK ADAYLARIN SAHADA İŞLERİNİ KOLAYLAŞTIRACAK EN ÖNEMLİ UNSUR KÜLTÜREL İŞBİRLİKLERİDİR’’

Diplomasi görevini  alacak arkadaşlar  için şunu tavsiye ederim :ülkemizi şehirleri ile birlikte, kültürü ile birlike tanımak ve mesleğe hazırlık yapmak lazım . Dediğim gibi kütür : müziğimizdir, giysilerimizdir, zanaatımızdır, sanatımızdır, mimarimizdir, yaşam tarzımızdır. Eğer bunu bilirsek gittiğimiz ülkelerde benzerlikleri kurabilir, insanları eşleştirebilir ve ilişkileri de verimli hale getirebiliriz. Hani modern anlamda sosyal medyada birini tanımadan evvel sayfasına bakıp paylaşımlarından, cümlelerinden ona ait bilgiler elde etmeye ve iletişimi de bu zeminde kurmaya çalışırız. İnsanı tanıyacağız ki ona göre bir üslup belirleyelim. Toplumlar da böyledir, kültür de budur zaten. Kendi değerlerimizi bileceğiz, gittiğimiz ülkelerin değerlerini öğreneceğiz ve insanları eşleştireceğiz. Dolayısıyla hariciye de görev alacak insanların sahada işlerini kolaylaştıracak en önemli şey kültürel işbirlikleridir. Ama bunun için de kendi kültürümüzü yakınlaştıracağız. Bizlerden bilmemiz lazım, halımızı bilmemiz lazım, çayımızı kahve müziği bilmemiz lazım, fındığımızı, şarkılarımızı, bestelerimizi, Güftelerimizi, Türkçemizi anlamamız lazım. Bu değerlerimizi farkında olarak karşıda kültürle benzerliklerini ancak o zaman tesis edebiliriz diye düşünüyorum.

FEVZİ AKARGÜL:

Büyükelçim Ahmet Misbah Demircan Beyefendi , bu güzel söyleşi sizinle birlikte yapmak bizim için büyük bir keyifti . Kıymetli tecrübelerinizi bizimle paylaştığınız için kendi adıma , Genç bürokrat, diplomat adayı arkadaşlarım adına , teşekkürlerimizi bildirmek isteriz. Yeniden görüşmek dileği ile, çalışmalarınızda kolaylıklar diliyoruz efendim , sağlıcakla kalın ,esen kalın efendim.

BE.AHMET MİSBAH DEMİRCAN:

Siz Genç arkadaşlarıma ilerleyeceğiniz kıymetli hayat yolunda başarılar diliyorum.Tecrübelerimiz elbette sizler için. Bizler de teşekkür ederiz ,Üstün gayretiniz daim olsun.