”BAŞBAKANLIK” KAVRAMINI İLK DEFA KULLANAN OSMANLI DEVLET GÖREVLİSİ

Ahmet Vefik Paşa’nın doğum tarihi konusunda farklı rivayetler bulunmakla birlikte 1813 yılında dünyaya geldiğine dair görüş ağırlıktadır. II. Mahmut devrinde İstanbul’da doğan paşanın ailesinden, Osmanlı devletine hizmet etmiş birçok tercüman vardır.

PAŞAYI FARKLI YAPAN NE OLDU?

Ahmet Vefik Paşa, Osmanlı’ya hasta adam denildiği bir dönemde vatanı için çalışmış seçkin ve samimi bir isim… Bunu sadece biz değil yabancı kaynaklar da söylüyor. Nitekim henüz hayatta iken Batı’da kendisinden yabancı dildeki kitaplarda bahsedilmiş, ansiklopedilere dahi girmeye başlamıştı… Peki ne idi onu bu kadar seçkin ve önemli kılan?

Ahmet Vefik Paşa hayatını büyük bir sorumluluk ve hizmet bilinci içerisinde geçirmişti. Kendisine çeşiyli görevler verilmiş ve o da bu görevleri hakkıyla yerine getirdiği için çetin siyasi meselelerde de görevler havale edilmiştir. Böylece gözde bir isim olarak öne çıkmıştır. Hatta öylesine başarılar sergilemiştir ki vazifesi bitince sultan Abdulmecid namına takdirname ile taltif edilmiştir.Ahmet Vefik Paşa döneminde yöneticilik yapmış bir isim onu elmasa benzeterek şu cümleleri kurmuştur: “Paşa, değirmen taşı büyüklüğünde elmastır. Ne parmağa takılır, ne de değirmende kullanılır”. Yani öyle bir kıymetli bir devlet adamıdır ki ne ayak işlerinde vazifelendirilir ne de onu yıpratacak işlerle meşgul edilir. O adeta bir devlettir.

PARİS BÜYÜKELÇİSİ OLARAK AHMET VEFİK PAŞA

Paris Büyükelçisi olan Ahmet Vefik Paşa, görevinin getirdiği sıradan işleri yaparken İstihbarat kaynaklarından biri geldi. Fransızların Şam’a asker göndermek üzere olduğunu bildirdi. Ahmet Vefik atik davranarak önce İstanbul’a haber gönderdi. Sonrasında Osmanlı ordusuna vakit kazandırmak amacıyla kayıplara karıştı. Osmanlı ordusu çoktan Şam’a varmış gerekli vazifeyi yerine getirmişti. Bölgede ki askeri varlığı işiten III. Napolyon Ahmet Vefik Paşa’dan randevu istemeye kalkmıştır ancak ortada Paşa yoktur ve Napolyon çileden çıkmıştır. Paris’in sert ortamı biraz yumuşadıktan sonra Napolyon’un huzuruna çıkan Ahmet Vefik Paşa, önce  Hükümdarı selamlamış ancak selamlaması henüz bitmişken ‘Kendini Yavuz’un Sefiri mi sanıyorsun?’ sözlerine muhatap olmuştur. Ahmet Vefik Paşa’da soğuk kanlılığı koruyarak ‘’Eğer Yavuz’un sefiri olsaydım saygı değer şahsınız o tahtta oturamazdı’’ diyerek karşılık vermiştir.

AHMED VEFİK PAŞA VE III. NAPOLYON

İmparator III. Napolyon bir kabul düzenler ve çeşitli devletlerin bir çok üst düzey yöneticileri kabule iştirak eder. Osmanlı’yı temsilen Paris Büyükelçisi Ahmet Vefik Paşa katılır. Hırsını alamayan İmparator, çeşitli ülke temsilcilerinin olduğu bir kabulde Ahmet Vefik Paşa’yı ezmek ister. Paşa’nın yanına gider ve ‘’İmparatorluğunuzdan çatırdama sesleri geliyor’’ der. Paşa ise her zaman ki soğukkanlı duruşu ile ‘’Çatırdama seslerini ben de işitmekteyim ancak benim imparatorluğum buraya çok uzaktır. Bu çatırdama sesleri ancak sizin imparatorluğunuzdan gelmektedir.’’ Dedi. Sinir küpüne dönen Napolyon o taraftan uzaklaştı. Söylediği sözleri duyanlardan biri İngiliz Büyükelçiydi. Hemen gelip Ahmet Vefik Paşa’nın elini sıkıp tebrik etti. Ancak Paşa mutlu değil gibiydi. Başladı konuşmaya ‘’ Bu sözleri sizler etseydiniz kralınız ve sadrazamınız sizi tebrik eder ve arkanızda dururdu. Ancak ben bu sözleri ettiğim İstanbul’da duyulursa üç gün içinde beni görevden alırlar’’ dedi ve gerçekten de olaydan sonraki üçüncü günden görevden alındı.

Paşa artık Paris’teki görevinin sonuna gelmiş ve III. Napolyon’a bildirmek amacıyla huzuruna çıkmıştı. Her şey olması gerektiği gibi yapıldı ve Ahmet Vefik Paşa müsaade istedi. Müsaade buyurmadan önce Napolyon, ‘’Kabinem de sizin özelliklerinize sahip birinin olmasını çok arzulardım’’ dedi. Sonrasında Paşa İstanbul’a geçti.

TÜRK DİLİNİN GELİŞİMİNE OLAN ÖNEMLİ KATKISI

Ahmet Vefik Paşa, bugün İstanbul Üniversitesi olarak bilinen o dönemin gözde okulu olan  Darülfünun’da hocalık a yapmıştır. Yani ilmi yönü de olan bir devlet adamıydı. Öğrenci de yetiştirmişti. Hocalığı sırasında “Şecere-i Türkiye”’ (Türklerin soy kütüğü) adlı eseri Çağatay Türkçesi’nden İstanbul Türkçesi’ne çevirmiş ve Türklerin tarihinin Osmanlı tarihi ile başlamadığını savunmuştu. Ayrıca “Lehçe-i Osmani” (Osmanlı lehçesi) ve Türk Lugati hazırlayarak değişik Türk lehçelerinin varlığını göstermiş ve Türkçemize büyük hizmetlerde bulunmuştur.

İLKLERE İMZASINI ATAN BİR PAŞA

  • 29 Mayıs 1862 yılında Padişah Abdülaziz tarafından Divan-ı Muhasebat Reisliğine tayin edilen Ahmet Vefik Paşa bugünkü adıyla Sayıştay’ın ilk başkanlığını yapmıştır.
    İlk Osmanlı Meclis-i Mebusan’ında İstanbul vekili olarak yer aldı ve başkanlığı üstlendi. Başkanlığı sırasında, Arap milletvekillerine “Türkçe öğrenmeye başlayın” demesiyle ünlüdür.
  • 1878’de Maarif Nazırı, daha sonra da sadrazam olmuş ve yüzyıllardır kullanılan “sadrazam” sözcüğünü “başvekil” olarak değiştirmiştir.
  • İlkokul tahsilini yaygınlaştıracak tedbirlerin alınması üzerinde durması, köy mekteplerine tahsisat temini, maarif işlerinin düzenli bir şekilde yürütülebilmesi için vilâyet merkezlerinde hususi komisyonların kurulması gibi icraatleriyle kısa süreli nâzırlığında eğitime gönlüyle hizmet etmiştir.

SON DERECE DİSİPLİNLİ BİR DEVLET ADAMI

Aralık 1859’da kendisine Paris büyükelçiliği görevi tevdi edilmiştir. Bu vazifesinde Türklüğün şerefini, devletin itibar ve haysiyetini korumak yolunda -meselâ Hz. Muhammed ile ilgili bir tiyatro temsilini daha perde açılırken bizzat sahneye çıkarak durdurması gibi- hassasiyet sahibi bir devlet adamı olmuştur.

Çeşitli fıkra ve menkıbelere konu olacak derecede enerjik davranışları, millî menfaatler hususundaki hassasiyeti ile nam yapmıştır.

Paşa, aynı zamanda Bursa ile de yakından ilgileniyordu. Bursa’yı yıkık dökük bir şehir olmaktan çıkarıp mâmur hale getirmek için büyük çaba sarfetmiştir.

Ömrünün, ailesini yoksulluğa götüren geçim sıkıntıları ve gittikçe artan rahatsızlıklarla dolu bu çileli devresinde 1891 yılının 1 Nisan Çarşamba günü (21 Şâban 1308) Rumelihisarı’nda son nefesini vermiştir. Ölüm günü istisnasız denecek şekilde yanlış olarak hep bir gün sonraki tarihle gösterilmektedir. Aslında bunun için verilen 2 Nisan (Perşembe), Vefik Paşa’nın ölüm günü değil bunu bildiren haberin gazetelerde çıktığı tarihtir.

Eserleri

Müntehabât-ı Durub-ı Emsal (Atasözleri) (1852): Türkçe atasözlerini toplayan eseri.

Hikmet-i Tarih (1863) (Tarih Felsefesi)

Fezleke-i Tarih-i Osmânî (1869) (Kısa Osmanlı Tarihi)

Secere-i Türkî(1864) :Doğu Türkçesinden çevrilmiştir.

Lehçe-i Osmanî :İlk Türkçe sözlüklerden birisidir.

Çevirileri ve Moliere Uyarlamaları: Vefik Paşa, Moliere’in 16 eserini uyarladı, Victor Hugo ve Voltaire’in eserlerini tercüme etti.

KAYNAKLAR:

https://tr.wikipedia.org/wiki/Ahmed_Vefik_Pa%C5%9Fa#Eserleri

https://islamansiklopedisi.org.tr/ahmed-vefik-pasa