Türkiye ile Hırvatistan arasındaki ilişkilerin mevcut durumunu, stratejik iş birlikleri, potansiyel alanları, Balkanlar ve Doğu Akdeniz’de ortak rollerden ekonomik iş birliğine uzanan beklentileri ve kültürel diplomasinin güçlendirici etkisini ele aldığımız bu röportajı, Hırvatistan’ın Ankara Büyükelçisi Sayın Hrvoje Cvitanovic ile gerçekleştirdik. Sayın Büyükelçi’nin son katıldığı Antalya Diplomasi Forumu’na da dair değerlendirmeleri ve diplomasinin ötesindeki kişisel yaklaşımına dair paylaşımları mülakatımızda. Faydalı olması dileği ile …
Fevzi Akargül / Ankara
“En büyük kullanılmamış potansiyelimiz, siyasi yakınlığımızı sistemli bir ekonomik, teknolojik ve toplumsal işbirliğine dönüştürmekte yatıyor.”
“En iyi ortak rolümüz başkalarının yerine geçmek değil; güvenilirliğimizle diyaloğu teşvik etmek, gerilimleri azaltmak ve güvenliği kalkınmayla buluşturmak.”

‘’HIRVATİSTAN KÖPRÜ İŞLEVİ ÜSTLENEBİLİR’’
Son yıllarda istikrarlı bir şekilde gelişen Türkiye-Hırvatistan ilişkileri ve henüz yeterince işlenmemiş potansiyel alanları nasıl değerlendiriyorsunuz ?
Türkiye ile Hırvatistan, dostluk, ittifak ve stratejik ortaklık temelinde kurulan mükemmel siyasi ilişkilere sahiptir. Bununla birlikte, en büyük kullanılmamış potansiyel, bu siyasi yakınlığı daha sistemli bir ekonomik, teknolojik ve toplumsal işbirliğine dönüştürmekte yatmaktadır. Enerji güvenliği, altyapı ve ulaşım bağlantısı, denizcilik, bilişim ve dijital dönüşüm, savunma sanayii, turizm ile akademik ve kültürel işbirliği alanlarında önemli büyüme fırsatları görmekteyim. Hırvatistan’ın AB üyesi sıfatı, Avrupa pazarlarına daha güçlü erişim arayan Türk şirketleri için elverişli bir köprü işlevi üstlenebilir. Türkiye ise Hırvatistan’a dinamik sanayi tabanı, geniş pazar ve Avrupa, Asya ile Akdeniz arasında stratejik konum sunmaktadır. Atılması gereken bir sonraki adım; şirketler, ticaret odaları, lojistik-ulaştırma sektörleri, üniversiteler, yerel topluluklar arasındaki düzenli bağlantıları güçlendirmektir. Böylece işbirliği yalnızca üst düzey diplomaside değil, gündelik ekonomik, kültürel yaşamda somutlaşacaktır.

‘’TÜRKİYE TARİHİNİ, MODERNLİK-HIZ-DİNAMİK İNSAN ENERJİSİ İLE DOĞALLIKLA SENTEZLİYOR’’
Farklı bölgelerde görevlerinizle kıyaslandığında, Türkiye sizi en çok hangi açıdan şaşırttı?
Ankara’daki görevime başlamadan önce mesleki geçmişim; Dışişleri Bakanı Kabine Başkanlığı, Bakan Yardımcısı Ofisi Başkanlığı, ardından Hırvatistan Cumhurbaşkanı Kabine Başkanlığı, akabinde Hırvatistan’ın İsviçre Başkonsolosluğu görevlerini kapsamaktadır. Devamında Dışişleri ve Avrupa İşleri Bakanlığı bünyesinde üst düzey yöneticilik üstlendim; Genel Sekreter vekilliği, Kore Cumhuriyeti’ndeki Hırvatistan Büyükelçiliği’nde Maslahatgüzar olarak bulundum. Tüm deneyimler bana farklı kültürel ortamlardaki siyasi kurumlar, idari sistemler-diplomasi anlayışına dair geniş, karşılaştırmalı bakış açısı kazandırdı. Türkiye’de son derece zengin tarihsel mirasını modern, dinamik, hızla değişen toplumun enerjisiyle ne denli doğallıkta buluşturuyor. Güney Kore’de hız, disiplin, teknolojik dinamizme tanıklık ettim; ancak Türkiye’de bu dinamizmin Akdeniz-Balkan coğrafyasına özgü sıcaklık, misafirpeverlikle özdeşleştiğini gözlemledim. Türkiye tek bir şehirden anlaşılabilecek ülke değildir; bölgeleri kimlik, bellek, ekonomik potansiyelin farklı katmanlarını gözler önüne sermektedir. Bu nedenle en çok etkilendiğim, Türkiye’nin stratejik coğrafyayı, tarihi, girişimciliği, insan sıcaklığını gündelik yaşamda doğallıkla sentezlemesi olmuştur.

‘’EN İYİ ORTAK ROLÜMÜZ DİYALOĞU TEŞVİK ETMEK’’
Kırılgan dengeler barındıran Balkanlar ve Doğu Akdeniz’de Türkiye- Hırvatistan nasıl ortak rol üstlenebilir?
Balkanlar-Doğu Akdeniz; bölgesel bilgiyi uluslararası hukuka, diyaloga, pratik işbirliğine bağlılıkla harmanlayan dengeleyici aktörlere ihtiyaç duymakta. Hırvatistan ve Türkiye’nin bu süreçlere katkı sağlamasının temelinde iki ülkenin NATO müttefiki olması, Hırvatistan’ın AB perspektifi sunması, Türkiye’nin derin bölgesel bağlar, jeopolitik etki alanına sahip olması yatmaktadır. Balkanlar’da ortak önceliğimiz, Bosna-Hersek’in istikrara kavuşması, işlevselliğini kazanması, refaha erişmesi, bölgesel işbirliğinin yapıcı zemine oturtularak Güneydoğu Avrupa’nın Avrupa ile Euro-Atlantik perspektifinin güçlendirilmesi olmalıdır. Türkiye-Bosna Hersek-Hırvatistan üçlü istişare mekanizması, siyasi koşulların elverdiği durumlarda pekiştirilebilecek yararlı çerçeve sunmaktadır. Doğu Akdeniz’de ise işbirliği; uluslararası hukuka saygıyı, diyalog temelli diplomasiyi, Hırvatistan’ın AB üyesi olarak taşıdığı sorumlulukları titizlikle gözeterek deniz-enerji güvenliği, dayanıklı tedarik zincirleri, kriz önleme alanlarına odaklanabilir. En iyi ortak rolümüz diğer aktörlerin yerine geçmek değil; güvenilirliğimizi, deneyimimizi kullanarak diyalogu teşvik etmek, gerginlikleri azaltmak, güvenliği ekonomik kalkınmayla buluşturmaktır.

‘’TÜRKİYE VE HIRVATİSTAN GÜÇLÜ ‘TAMAMLAYICILIK’ SEGİLİYOR’’
İki ülke arası Ekonomik ilişkilerde önümüzdeki beş yılda hangi sektörlerde somut ilerleme öngörüyorsunuz?
En belirgin ilerlemenin, iki ülkenin işbirliği için halihazırda temel oluşturduğu, bölgesel talebin artmaya devam ettiği sektörlerde yaşanmasını bekliyorum. Çeşitlendirme, yenilenebilir enerji-altyapısı, bölgesel bağlantılar alanlarının öncelikli gündem maddesi olmayı sürdürmesi gerekiyor. Altyapı, ulaşım, lojistik umut verici alanlar; özellikle Hırvatistan’ın limanları, AB pazarına erişim imkânı, Türkiye’nin üretim kapasitesi, ihracat odaklı yapısıyla güçlü tamamlayıcılık sergilemektedir. Turizm, yalnızca ziyaretçi sayısındaki artışla değil; ortak ürünler, hava bağlantısı, kıyı-kültür rotaları ile kaliteli konaklama yatırımları aracılığıyla da büyüyebilir. Bunlara ek olarak bilişim- dijital hizmetlerde, yazılım-donanım çözümlerinde, siber güvenlikte, denizcilik sektöründe, savunma sanayiinde potansiyeller güçlü. Bu alanların tümü, Hırvatistan-Türkiye ekonomik işbirliği çerçevesinde ele alınan önceliklerle örtüşmektedir.

‘’DAYANIŞMA RUHU MİLLETLERİMİZ ARASINDAKİ EN GÜÇLÜ BAĞDIR’’
Türk-Hırvat halkları arasındaki en güçlü bağın nedir ve kültürel diplomasi bu bağı nasıl güçlendirebilir?
Türk ve Hırvat halkları arasındaki en güçlü bağ; tarihsel yakınlığın, Akdeniz ve Avrupa kimliğinin ve zor anlarda sergilenen dayanışma ruhunun bileşimidir. Dayanışmayı doğal afetlerin ardından da gözlemledik; İki toplum, dostluğun yalnızca diplomatik ifade olmadığını, insani gerçeklik olduğunu ortaya koydu. Kültürel diplomasi buradan hareketle dil, müzik, sinema, gastronomi, kültürel miras, spor ve gençlik değişimlerini birbirine bağlayarak ilerleyebilir. Zagreb’deki Yunus Emre Türk Kültür Merkezi gibi kurumlar ile Türkiye’deki Hırvatistan kültür ve turizm tanıtım faaliyetleri, insanların birbirlerinin geleneklerinde ne kadar çok ortaklıklar bulunduğunu keşfetmesine yardımcı olmaktadır. Hedef, daha fazla öğrenci değişimi, ortak sergiler, film programları, çeviri projeleri; şehirler, müzeler, üniversiteler arasında işbirlikleridir. Vatandaşlar birbirini doğrudan tanıdığında, siyasi-ekonomik ilişkiler yalnızca resmi anlaşmalara değil güvene dayandığından daha sağlam zemine oturur.

‘’TÜRKİYE’NİN ÇAĞDAŞ DİPLOMASİ YÜRÜTME REFLEKSİ ÇOK ÖNEMLİ’’
Türkiye’de ‘’çağdaş diplomasi’’ ve bu alanda pratik sonuçlar üretilmesi ne ölçüde etkili?
Çağdaş diplomasi giderek katı resmi müzakere salonlarının dışında, esnek alanlara ihtiyaç duymakta. Türkiye’de örneğin ADF sadece çeşitli alanlarda temas- etkileşim imkânı sunduğu platform değil; aynı zamanda daha açık, kapsayıcı ve pratik bir diplomasi anlayışına somut katkıdır. Bu role, Türkiye’nin stratejik sektörlerde uzmanlaşmış uluslararası platformlara ev sahipliği yapma, teşvik etme alışkanlığı çerçevesinde bakmak gerekmektedir. IDEF, SAHA EXPO, SEDEC ve TEKNOFEST gibi platformlar; hükümetleri, kurumları, şirketleri, uzmanları savunma, havacılık-uzay, güvenlik, teknoloji ve ilgili sektörler etrafında toplayabilmektedir. Türkiye yalnızca diyalog için diplomatik mekân sunmakla kalmamakta; çeşitli alanlarda temasların projelere, ortaklıklara ve somut işbirliğine dönüşebileceği kanallar oluşturmaktadır. Siyasi liderler, diplomatlar, akademisyenler, iş dünyası temsilcileri, medya, sivil toplumu aynı çatı altında buluşturarak farklı bakış açılarının aynı ortamda kesişmesine zemin hazırlamaktadır. Pratik anlamda kanalların açılmasından, ikili görüşmelerden, bilgi akışının hızlanmasından, fikirlerin resmi süreçlere girmeden önce sınanmasından oluşmaktadır. Elbette Türkiye’nin bu anlayışı diplomatik mesafeyi kısaltabilir ve gayri resmi diyalogu somut işbirliğine dönüştürmeye yardımcı olabilir.

‘’DİPLOMASİ TUTARLILIK İLE İNŞA EDİLİR’’
Geleceğin diplomat adaylarına ne mesaj vermek istersiniz ?
Diplomasi çoğu zaman sabır gerektirir; çünkü sonuçlar pek nadir anlık gelir ve güven, büyük jestten çok tutarlılıkla inşa edilir. Konuşmadan önce dikkatle dinlemek gerektiğine her zaman inandım; çünkü iyi bir yargı, karşınızdaki insanı ve içinde bulunulan bağlamı anlamakla başlar. Öte yandan doğrudanlığa- açık sözlülüğe değer veriyorum; zira ister kişisel ister mesleki olsun, ilişkiler dürüstlüğe dayandığında sağlam temele sahip olur. Resmi protokolün ötesinde; samimiyete, disipline, sadakate verilen sözün tutulmasına önem veren biri olmayı sürdürüyorum. Bu anlamda kişisel ve mesleki yaklaşımlarım birbiriyle sıkı sıkıya bağlantılıdır: Diplomasinin ötesinde beni en iyi tanımlayan özelliğin, güçlü bir sorumluluk duygusuyla birleşen azim olduğunu söyleyebilirim.Ülkesini layıkıyla temsil edebilmek için önce güvenilir bir insan olmak gerekir. Başarılar diliyorum.













Yorum Bırakın